a
Haber Merkezi

Haber Merkezi

18 Ekim 2026 Pazar

DİĞER YAZARLARIMIZ

Fuat Keyman’ın Ardından 2 Yıl Geçti: Türkiye Onun Anlattığı Demokrasiyi Hâlâ Arıyor

Fuat Keyman’ın Ardından 2 Yıl Geçti: Türkiye Onun Anlattığı Demokrasiyi Hâlâ Arıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bazı insanların ardından yalnızca ölüm yıl dönümlerinde konuşulur. Bazılarının ise yokluğu, yaşadıkları toplumun gündelik meselelerinde yeniden hissedilir.

Prof. Dr. Fuat Keyman, benim için ikinci grupta yer alan isimlerden biri.

18 Ekim 2024’te aramızdan ayrıldığında Türkiye yalnızca değerli bir akademisyenini kaybetmedi. Üniversite ile toplumu, bilimsel araştırma ile kamusal sorumluluğu, farklı düşünceler ile ortak yaşam arayışını buluşturmaya emek vermiş bir isme veda etti.

Bugün, ölümünün ikinci yılında onu anarken uzun bir akademik özgeçmişi sıralamak istemiyorum.

Çünkü Fuat Keyman’ın yaşamını anlamak için kaç kitap yazdığına, hangi üniversitelerde görev yaptığına ya da katıldığı konferanslara bakmak tek başına yeterli değil.

Asıl mesele şu:

Bir akademisyen, ülkesinin geleceğine ne kadar dokunabilir?

Ve daha önemlisi, o insan aramızdan ayrıldıktan sonra geride bıraktığı fikirler ne kadar yaşayabilir?

Fuat Keyman’ın ardından bu soruları sormamız gerektiğine inanıyorum.

Bilgiyi üniversitenin dört duvarına hapsetmeyen bir akademisyen

Türkiye’de üniversitelerin topluma ne kadar dokunduğu yıllardır tartışılıyor.

Üretilen akademik bilginin ne kadarı vatandaşın hayatını değiştiriyor? Kaç araştırma kamu politikalarına katkı sunuyor? Kaç akademisyen toplumun sorunlarını yalnızca incelemekle kalmayıp çözüm arayışlarına da katılıyor?

Fuat Keyman’ın akademik yaşamını önemli kılan noktalardan biri, bu sorulara çalışmalarıyla karşılık vermeye çabalamasıydı.

ODTÜ’de başlayan, Kanada’daki Carleton Üniversitesi’nde doktorayla devam eden akademik yolculuğunun Türkiye’deki önemli durakları arasında Bilkent, Koç ve Sabancı üniversiteleri yer aldı.

Özellikle Sabancı Üniversitesi bünyesindeki İstanbul Politikalar Merkezi’nde (İPM) yürüttüğü çalışmalar, onun akademik birikiminin toplumla buluştuğu önemli alanlardan biriydi.

Direktörlüğünü yaptığı İstanbul Politikalar Merkezi; demokratikleşme, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, iklim değişikliği, kentleşme, yönetişim ve toplumsal meseleler üzerine araştırmalar yürüten bir düşünce ve politika üretim merkezi olarak gelişti.

Burada asıl kıymetli bulduğum şey, merkezin yalnızca akademisyenlere hitap eden bir yapı olmamasıydı.

Araştırmacıların, kamu politikalarıyla ilgilenen uzmanların ve sivil toplum temsilcilerinin ortak meseleler üzerine konuşabildiği bir alan oluşturulmasıydı.

Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha fazla araştırma raporu değil.

O raporlardaki bilgileri toplumsal değişime dönüştürebilecek bir ortak akıl.

İstanbul Politikalar Merkezi’nin yürüttüğü faaliyetleri bu nedenle önemsiyorum.

Yirmi yıl önce yazdığı başlık, bugünün sivil toplumunu anlatıyor

Fuat Keyman’ın çalışmalarına bakarken beni en fazla düşündüren eserlerinden biri 2006 yılında Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) tarafından yayımlanan kitabı:

Türkiye’de Sivil Toplumun Serüveni: İmkânsızlıklar İçinde Bir Vaha.

Kitabın üzerinden tam yirmi yıl geçti.

Ama başlığındaki o üç kelime hâlâ zihnimde yankılanıyor:

İmkânsızlıklar içinde bir vaha.

Bugün Türkiye’de herhangi bir sivil toplum kuruluşunun kapısından içeri girin.

Büyük bir ihtimalle benzer hikâyeler duyacaksınız.

Yeterli finansman bulamayan dernekler, iş yükü altında yorulan gönüllüler, sürdürülebilirlik sorunu yaşayan girişimler, bürokrasiyle uğraşırken asıl faaliyetlerine zaman ayıramayan yöneticiler…

Bir tarafta toplumun giderek çeşitlenen ihtiyaçları, diğer tarafta bu ihtiyaçlara cevap vermeye çalışan sınırlı kaynaklara sahip örgütler.

Üstelik sivil toplumun bütün bu zorlukların yanında zaman zaman kendisini anlatmak, bağımsızlığını savunmak ve faaliyetlerinin meşruiyetini yeniden ortaya koymak zorunda kaldığı bir ortam söz konusu.

Keyman’ın yirmi yıl önce ele aldığı meselelerin bugün hâlâ tartışılıyor olması düşündürücü.

Bu noktada kendi deneyimlerimden de biliyorum ki bir sivil toplum kuruluşunu ayakta tutmak, yalnızca iyi niyetle mümkün olmuyor.

Bir fikri hayata geçirmek için kaynak gerekiyor.

Kaynağı bulduğunuzda gönüllü gerekiyor.

Gönüllüyü bulduğunuzda kurumsal kapasite gerekiyor.

Bütün bunları sağladığınızda ise çalışmanızın toplumda karşılık bulması için ayrıca mücadele etmeniz gerekiyor.

Ama yine de insanlar vazgeçmiyor.

Bir gençlik derneği faaliyetlerini sürdürüyor.

Bir kadın örgütü hak mücadelesini bırakmıyor.

Bir çevre platformu yaşadığı kentin geleceğini savunuyor.

Bir dayanışma ağı, kimsenin görmediği insanlara ulaşmaya çalışıyor.

İşte bu yüzden sivil toplumun değerini yalnızca tamamlanan projelerin veya alınan hibelerin toplamıyla ölçemeyiz.

Sivil toplum, toplumun kendi geleceğinde söz sahibi olma iradesidir.

Bu irade güçlü olduğunda demokrasi yalnızca siyasi kurumlarda değil, hayatın içinde de varlık kazanır.

Sabancı Üniversitesi’nden yükselen düşünce, toplumun farklı alanlarına uzandı

Fuat Keyman’ın İstanbul Politikalar Merkezi’ndeki çalışmaları yalnızca Türkiye’nin iç siyasi meseleleriyle sınırlı değildi.

Merkezin Stiftung Mercator ile geliştirdiği iş birliği; Türkiye-Avrupa ilişkileri, iklim politikaları ve araştırmacılar arasındaki diyaloğun güçlendirilmesi açısından önemli bir zemin oluşturdu.

Akademisyenlerin ve politika uzmanlarının farklı disiplinlerden gelen insanlarla birlikte çalışabilmesi, bilgi üretiminin sınırlarını genişletti.

Bence burada dikkat çekici olan, farklı alanların birbirinden kopuk meseleler olarak görülmemesidir.

Çünkü demokratikleşme, iklim adaleti, yerel kalkınma ve sivil toplumun güçlendirilmesi birbirinden tamamen bağımsız konular değildir.

Bir kentin çevresel kararlarına vatandaşlar katılamıyorsa orada bir yönetişim sorunu da vardır.

Bir genç yaşadığı ülkenin geleceğine ilişkin karar süreçlerinde kendisine yer bulamıyorsa orada yalnızca gençlik politikası değil, demokrasi meselesi de vardır.

Bir sivil toplum kuruluşunun görüşü sürekli karar mekanizmalarının dışında kalıyorsa katılımcılık yalnızca kâğıt üzerinde kalabilir.

Keyman’ın farklı alanlara yayılan akademik çalışmalarını değerli kılan, bu bağlantıları düşünmemize imkân vermesidir.

Demokrasinin yalnızca sandıktan ibaret olmadığını hatırlatmak

Türkiye’de demokrasi tartışmaları çoğu zaman seçim dönemlerine sıkışıyor.

Kimin kazanacağı, kimin kaybedeceği, hangi partinin güçleneceği konuşuluyor.

Oysa demokrasi, seçimlerin ertesi sabahı da devam etmesi gereken bir yaşam biçimi.

Şeffaflık, hesap verebilirlik, hukukun üstünlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve vatandaş katılımı olmadan sandığın varlığı tek başına güçlü bir demokratik kültür oluşturmaya yetmez.

Fuat Keyman’ın demokratikleşme, vatandaşlık ve sivil toplum üzerine çalışmaları bu tartışmayı anlamak açısından önemli bir birikim sunuyor.

İstanbul Politikalar Merkezi’nin sivil toplum ve demokratik yönetişim alanındaki çalışmaları da bu çerçevede değerlendirilmeli.

Denge ve Denetleme Ağı gibi farklı sivil toplum aktörlerini ortak demokratik ilkeler etrafında buluşturan girişimlerin deneyimi, Türkiye’de birlikte hareket etmenin önemini gösteriyor.

Çünkü demokrasiyi savunmak, yalnızca kendi düşüncemize yakın insanların haklarını savunmak değildir.

Bizimle aynı düşünmeyen insanların da özgür ve eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesini savunabilmektir.

Belki de Türkiye’nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri bu anlayış.

Birbirimizi yenmeye çalışırken, birbirimizi dinleme yeteneğimizi kaybetmemek.

Demokrasiyi Ankara’dan önce yaşadığımız kentte aramalıyız

Fuat Keyman’ın çalışmalarında yerel yönetimler, Anadolu kentleri, kent vatandaşlığı ve yerel kalkınma da önemli bir yer tutuyordu.

Bu başlıklar benim açımdan özellikle anlamlı.

Çünkü yerelde sivil toplum faaliyetleri yürütenler çok iyi bilir:

Demokrasi bazen bir belediye meclisinin gündeminde başlar.

Bazen gençlerin kendilerini ilgilendiren kararlara katılma talebinde.

Bazen bir mahallenin yeşil alanını korumak için bir araya gelen yurttaşlarda.

Bazen de bir derneğin kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını sormasında.

Yerel yönetimlerin sivil toplumla kurduğu ilişki, bir kentin demokratik kültürünü doğrudan etkiler.

Sivil toplumu yalnızca törenlere davet edilen, belirli günlerde hatırlanan veya proje ortaklığıyla sınırlandırılan bir aktör olarak görmek katılımcılığı geliştirmez.

Sivil toplum, kararlar alındıktan sonra bilgilendirilecek değil, kararlar hazırlanırken dinlenecek bir paydaştır.

Gençlerin, kadınların, engellilerin ve farklı toplumsal kesimlerin yerel kararlarda söz sahibi olabilmesi bu nedenle önemlidir.

Bugün Fuat Keyman’ın kent ve yönetişim alanındaki çalışmalarını okurken aklıma gelen soru şu oluyor:

Kentlerimizi yönetirken vatandaşların sesine gerçekten ne kadar yer açıyoruz?

Bu soruya vereceğimiz cevap, demokrasinin gündelik yaşamımızdaki karşılığını da gösterecektir.

Adı yalnızca anılmıyor, akademik mirası da yaşatılıyor

Fuat Keyman’ın vefatının ardından Sabancı Üniversitesi tarafından Fuat Keyman Kürsüsü kurulması önemli bir adım oldu.

Kürsü kapsamında sivil toplum, uluslararası ilişkiler ve Türkiye siyaseti alanlarındaki akademik araştırmaların desteklenmesi amaçlandı.

Fuat Keyman Ziyaretçi Programı, Fuat Keyman Çalıştayı ve doktora öğrencilerine yönelik burs imkânı gibi çalışmalarla bu birikimin yeni araştırmacılara taşınması hedeflendi.

Bir akademisyenin isminin bir kürsüde yaşaması elbette kıymetli.

Ancak bence bir düşünürün gerçek mirası, yalnızca adının verildiği kurumsal yapılarla ölçülemez.

Onun sorduğu sorular yeni kuşaklar tarafından sorulmaya devam ediyorsa, ortaya koyduğu meseleler yeni araştırmalara konu oluyorsa, fikirleri toplumsal tartışmalara katkı sunuyorsa o miras yaşamaya devam ediyor demektir.

Fuat Keyman’ın çalışmalarını da böyle değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Peki biz geride kalanlar ne yapacağız?

Bir akademisyenin ardından saygıyla birkaç cümle kurmak kolay.

Zor olan, onun yıllarca emek verdiği meselelerde sorumluluk almak.

Türkiye’de sivil toplumun daha güçlü olması gerektiğini söylüyoruz.

Peki sivil toplum kuruluşlarının bağımsızlığını, kurumsal kapasitesini ve sürdürülebilirliğini güçlendirmek için ne yapıyoruz?

Gençlerin geleceğinden söz ediyoruz.

Peki onları karar alma mekanizmalarında gerçekten görüyor muyuz?

Demokrasiden bahsediyoruz.

Peki farklı fikirlerin bir arada bulunabileceği alanları genişletiyor muyuz?

Üniversitelerin öneminden söz ediyoruz.

Peki akademik bilgiyi toplumun ihtiyaçlarıyla buluşturabiliyor muyuz?

Bütün bunlar bugün cevap bekleyen sorular.

Ve bu soruların muhatabı yalnızca siyasetçiler değil.

Üniversiteler, belediyeler, kamu kurumları, özel sektör, medya kuruluşları ve elbette biz sivil toplum temsilcileri de bu sorumluluğun parçasıyız.

Kendimizi de sorgulamamız gerekiyor.

Sivil toplum olarak bazen kendi küçük çevrelerimize sıkışıyor, ortak çalışma alanlarını yeterince geliştiremiyor, birbirimizin deneyimlerinden öğrenme fırsatlarını kaçırabiliyoruz.

Oysa daha güçlü bir sivil toplum için daha fazla diyaloğa, daha fazla dayanışmaya ve daha fazla ortak üretime ihtiyacımız var.

İki yıl sonra geriye kalan

18 Ekim 2024’te bir bilim insanını kaybettik.

18 Ekim 2026’da ise onun ardından yalnızca yas tutmanın ötesine geçip bıraktığı düşünsel mirası konuşabilme imkânımız var.

Fuat Keyman, akademik çalışmalarıyla Türkiye’de sivil toplumun, demokrasinin, vatandaşlığın ve birlikte yaşama kültürünün tartışılmasına önemli katkılar sundu.

İstanbul Politikalar Merkezi’nde yürüttüğü çalışmalarla bilginin toplumla buluşabileceği alanların gelişmesine emek verdi.

Geride kitaplar, makaleler, öğrenciler, araştırmalar ve kurumsal bir birikim bıraktı.

Ama benim için bütün bunların ötesinde bir hatırlatma var:

Bir ülkeyi değiştirmek istiyorsak önce o ülkede yaşayan insanların birbirleriyle konuşabilecekleri, birbirlerini dinleyebilecekleri ve ortak çözüm üretebilecekleri alanları korumalıyız.

Çünkü toplumsal sorunlarımızı yalnızca daha yüksek sesle konuşarak çözemeyiz.

Bazen çözüm, karşımızdakini dinlemekle başlar.

Bazen bir gencin fikrini ciddiye almakla.

Bazen küçük bir derneğin kapısını çalmakla.

Bazen de kendi görüşümüzden farklı bir düşünceyi anlamaya çalışmakla.

Fuat Keyman’ın ardından iki yıl geçti. Türkiye ise onun yıllarca çalıştığı meselelerle yüzleşmeye devam ediyor.

Bugün onu anarken yalnızca geçmişe değil, geleceğe de bakmamız gerektiğine inanıyorum.

Çünkü bir insanın bıraktığı en değerli miras, yalnızca hatırlanması değil; başlattığı düşünsel arayışın başkaları tarafından sürdürülebilmesidir.

Prof. Dr. Fuat Keyman’ı ölümünün ikinci yılında saygı ve özlemle anıyorum.

Bir ülkenin geleceğini yalnızca güçlü kurumlar değil, birbirini dinlemeyi bilen insanlar da inşa eder.

Ve bazen bir akademisyenin ömrünü adadığı en büyük mesele tam da budur.

Muhittin Alp

18 Ekim 2026

Devamını Oku

e-Gençlik’ten 2010 Dünya Gençlik Kongresi Paylaşımı

e-Gençlik’ten 2010 Dünya Gençlik Kongresi Paylaşımı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

e-Gençlik Derneği, 31 Temmuz-13 Ağustos 2010 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen 5. Dünya Gençlik Kongresi’ne ilişkin geçmiş deneyimlerini kamuoyuyla paylaştı.

Dernek, Türkiye’nin kongreye ev sahipliği yapma hakkını kazanması sürecinde dünyanın güçlü beş ülkesini geride bıraktıklarını belirterek organizasyonun hazırlık ve uygulama aşamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Genç Düşün, Değişim Yarat” mesajıyla paylaşılan açıklamada, kongrenin uluslararası gençlik dayanışması, ortak üretim ve imece kültürü açısından taşıdığı öneme dikkat çekildi.

150 Ülkeden 1.400 Genç İstanbul’da Buluştu

e-Gençlik Derneği’nin aktardığı bilgilere göre 5. Dünya Gençlik Kongresi, 150 ülkeden 1.400 genç lideri İstanbul’da bir araya getirdi.

Organizasyonda gençlerin yanı sıra akademisyenler, kamu görevlileri, devlet temsilcileri, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) uzmanları da yer aldı.

Dernek, kongreyi Fas, İskoçya, Kanada ve Brezilya’ya uzanan uluslararası bir sürecin İstanbul’daki devamı olarak değerlendirdi.

Açıklamada, organizasyonun Başbakanlığın ev sahipliğinde, Millî Eğitim Bakanlığı ve e-Gençlik Derneği koordinasyonuyla yürütüldüğü belirtildi.

14 Günde 750 Çalıştay Düzenlendi

Derneğin paylaştığı bilgilere göre 14 gün süren kongre boyunca 750 derinlemesine çalıştay ile 250 kültür ve sanat faaliyeti gerçekleştirildi.

Program kapsamında farklı ülkelerden gelen gençler, çeşitli konularda bilgi ve deneyimlerini paylaşarak ortak çalışmalar yürüttü.

Kongrenin yalnızca toplantı salonlarıyla sınırlı kalmadığı, gençlerin yerel topluluklarla doğrudan etkileşim kurduğu çalışmaların da gerçekleştirildiği ifade edildi.

Gençler Anadolu’nun 40 Şehrinde Çalışmalara Katıldı

Kongre kapsamında gençlerin dört gün boyunca Anadolu’nun 40 şehrine yayıldığı belirtildi.

Derneğin açıklamasında, katılımcıların tarla, atölye ve sokaklarda yerel halkla birlikte çalışarak yerel kalkınmaya yönelik faaliyetler gerçekleştirdiği aktarıldı.

Bu çalışmaların, farklı ülkelerden gençlerin ortak üretim ve dayanışma temelinde buluşmasına olanak sağladığı vurgulandı.

e-Gençlik Derneği, söz konusu faaliyetleri Türkiye’nin imece kültürünün uluslararası ölçekte paylaşılması açısından önemli bir deneyim olarak değerlendirdi.

Kongrenin Geçmiş Deneyimleri Paylaşıldı

e-Gençlik Derneği, 2010 yılında gerçekleştirilen organizasyonun Türkiye’nin uluslararası gençlik çalışmalarındaki görünürlüğüne ve farklı kültürler arasındaki dayanışmaya katkı sağladığını ifade etti.

Açıklamada, kongrenin hazırlık ve uygulama sürecinde karşılaşılan güçlüklerin ortak çalışma ve dayanışmayla aşıldığı belirtildi.

Dernek, organizasyonun Türkiye’nin uluslararası alandaki konumunu ve gençlerin küresel meselelerde üstlenebileceği rolleri göstermesi bakımından önemli olduğunu vurguladı.

Paylaşımda ayrıca 5. Dünya Gençlik Kongresi’nin hazırlık sürecini, deneyimlerini ve geçmişe ilişkin değerlendirmeleri konu alan bir videoya yer verildi.

Videoya https://www.youtube.com/watch?v=9Sxj3I7ZYHg adresinden ulaşılabiliyor.

Devamını Oku

KRE-AKT’ın Kazananları Açıklandı

KRE-AKT’ın Kazananları Açıklandı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Özgürlük için Friedrich Naumann Vakfı Türkiye Ofisi’nin desteği ve Impact Hub İstanbul’un yürütücülüğünde bu yıl beşinci kez gerçekleştirilen KRE-AKT (Kreatif Aktivizm) programının kazanan projeleri açıklandı.

Programda Ahmet Kavruk ve Tutku Sönmez tarafından geliştirilen “Gündem Hapishane” projesi birincilik ödülüne layık görüldü.

İkincilik ödülünün sahibi ise “Kurdolingo” projesiyle Cihad İlbaş oldu.

Ödül alan projeler, hak temelli bilgiye erişim ve dijital dil öğrenimi alanlarında geliştirdikleri yaklaşımlarla öne çıktı.

Gündem Hapishane Birinci Oldu

Ahmet Kavruk ve Tutku Sönmez’in geliştirdiği Gündem Hapishane projesi, Türkiye’deki ceza infaz sistemine ilişkin dağınık, erişimi zor ve görünmez kalan verileri daha erişilebilir hale getirmeyi amaçlıyor.

Proje, hak temelli ve veri odaklı bir yaklaşımla iki dilli yayıncılık yaparak ceza infaz sistemine ilişkin bilgileri kamuoyuna, gazetecilere, hukukçulara ve sivil toplum kuruluşlarına ulaştırmayı hedefliyor.

Gündem Hapishane kapsamında açık veri tabanı ve chatbot geliştirilmesi de planlanıyor.

Bu araçlarla doğrulanmış bilginin daha erişilebilir hale getirilmesi ve kanıt temelli habercilik kapasitesinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.

Kurdolingo İkincilik Ödülünü Kazandı

KRE-AKT programında ikincilik ödülünü Cihad İlbaş’ın geliştirdiği Kurdolingo projesi aldı.

Kurdolingo, Kürtçenin Kurmancî, Zazakî ve Soranî lehçelerinde öğrenimini kolaylaştırmaya yönelik dijital araçlar sunuyor.

Proje kapsamında yapay zekâ destekli sözlük, kişiselleştirilmiş dersler ve farklı dijital dil öğrenme araçları bulunuyor.

Kurdolingo, dil öğrenimini daha erişilebilir hale getirmenin yanı sıra Kürtçenin dijital dünyadaki varlığını güçlendirmeyi hedefliyor.

KRE-AKT Beşinci Kez Gerçekleştirildi

Friedrich Naumann Vakfı Türkiye Ofisi’nin desteğiyle Impact Hub İstanbul tarafından yürütülen KRE-AKT (Kreatif Aktivizm) programı, bu yıl beşinci kez gerçekleştirildi.

Programın kazananlarının duyurulduğu açıklamada, projeler tebrik edilerek KRE-AKT kapsamında etkilerini artırma yolculuklarına eşlik edileceği belirtildi.

849477438 18596751613069974 5115316003433031129 n
KRE-AKT’ın Kazananları Açıklandı 5
Devamını Oku

ERC 2027 Consolidator Grant Başvuruları Açıldı

ERC 2027 Consolidator Grant Başvuruları Açıldı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ERC 2027 Consolidator Grant (ERC-2027-CoG) çağrısı başvurulara açıldı. Bağımsız araştırma programını güçlendirme aşamasındaki bilim insanlarını desteklemeyi amaçlayan çağrı için son başvuru tarihi 12 Ocak 2027 olarak açıklandı.

Çağrı, bilimsel bağımsızlığını kazanmış, yaratıcı ve özgün araştırma fikirlerine sahip, doktora savunmasını 5-15 yıl önce tamamlamış araştırmacıların iddialı ve öncü projelerine destek sağlamayı hedefliyor.

Kimler Başvurabilecek?

2027 Çalışma Programı kapsamında ERC Starting Grant ve Consolidator Grant çağrılarının uygunluk süreleri genişletildi. İki çağrının başvuru dönemleri kısmen çakışacak şekilde yeniden düzenlendi.

ERC 2027 Consolidator Grant çağrısına, doktora savunmasını 1 Ocak 2012 ile 31 Aralık 2021 tarihleri arasında tamamlayan araştırmacılar başvurabilecek.

ERC 2027 Starting Grant (ERC-2027-StG) çağrısı ise doktora savunmasını 1 Ocak 2017 ile 31 Aralık 2026 tarihleri arasında gerçekleştiren araştırmacılara açık olacak.

Her iki uygunluk dönemi için 1 Ocak 2027 referans tarihi esas alınıyor.

Hem Starting Grant hem de Consolidator Grant koşullarını sağlayan araştırmacılar, 2027 kodlu çağrılardan yalnızca birine başvurabilecek.

Araştırmacılara, proje fikirlerinin olgunluk düzeyini ve akademik özgeçmişlerini değerlendirerek kendileri için uygun çağrıyı seçmeleri ve gerektiğinde ERC Ulusal İrtibat Noktası ile görüşmeleri öneriliyor.

Ebeveyn izni, askerlik hizmeti, uzun süreli hastalık ve ERC tarafından kabul edilen diğer özel durumlarda uygunluk süreleri ilgili kurallar çerçevesinde uzatılabilecek.

Projelere 2 Milyon Avro Destek

ERC 2027 Consolidator Grant kapsamında başarılı araştırma projeleri, beş yıl süreyle 2 milyon Avro’ya kadar fon alabilecek.

Büyük ekipman alımları ve geniş çaplı saha çalışmaları gibi gerekçelerle 1 milyon Avro’ya kadar ek fon talep edilebilecek.

Ayrıca ABD, Kanada ve Japonya gibi üçüncü ülkelerde çalışan ve ERC projesi kapsamında Avrupa Birliği üyesi veya asosiye ülkelere taşınmayı planlayan araştırmacılara yönelik ilave destek olanağı bulunuyor.

Bu araştırmacılar, laboratuvar kurulumu ve ekip oluşturulması gibi başlangıç faaliyetleri için 2 milyon Avro’ya kadar ek fon talep edebilecek.

Örneğin ABD’den Türkiye’ye taşınarak ERC projesini yürütmeyi planlayan bir araştırmacının toplam 4 milyon Avro’ya kadar fon talep edebileceği belirtildi.

Çağrı, Türkiye’de görev yapan araştırmacıların yanı sıra araştırma faaliyetlerini yurt dışından Türkiye’ye taşımayı planlayan bilim insanlarına da yönelik destek olanakları sunuyor.

Yaklaşık 296 Projenin Desteklenmesi Hedefleniyor

ERC 2027 Consolidator Grant çağrısı için toplam 618 milyon Avro bütçe ayrıldı.

Bu bütçeyle tüm bilim alanlarından yaklaşık 296 araştırma projesinin desteklenmesi hedefleniyor.

Başvurular 12 Ocak’ta Sona Erecek

ERC 2027 Consolidator Grant başvuruları, Funding & Tenders Portalı üzerinden gerçekleştirilecek.

Araştırmacılar çağrıya ilişkin bilgilere ve başvuru sayfasına aşağıdaki adresten ulaşabilecek:

https://ec.europa.eu/info/funding-tenders/opportunities/portal/screen/opportunities/calls-for-proposals?callIdentifier=ERC-2027-COG

Başvurular için son tarih 12 Ocak 2027.

TÜBİTAK’tan Başvuru Desteği

Çağrıya başvurmayı planlayan araştırmacılar, ERC Ulusal İrtibat Noktası Aslı Vural ile iletişime geçebilecek.

Araştırmacılar bu kapsamda programa ilişkin sorularını iletebilecek, yeni proje fikirlerini görüşebilecek ve önceki başvurularına ait değerlendirme raporlarını gözden geçirebilecek.

Ayrıca TÜBİTAK tarafından sunulan ERC’ye yönelik özel eğitimler ile ERC Baş Araştırmacı Geliştirme Programı (EBAG) desteklerinden yararlanılabilecek.

ERC Ulusal İrtibat Noktası iletişim adresi ncperc@tubitak.gov.tr olarak paylaşıldı.

EBAG Programı hakkında ayrıntılı bilgiye https://ufukavrupa.org.tr/tr/destekler/erc-bas-arastirmaci-gelistirme-programi adresinden, TÜBİTAK ERC Consolidator Grant sayfasına ise https://ufukavrupa.org.tr/tr/alanlar-kumeler/avrupa-arastirma-konseyi/consolidator-grant adresinden ulaşılabiliyor.

Devamını Oku

İsveç Sarayı’nda Teknoloji Buluşması

İsveç Sarayı’nda Teknoloji Buluşması
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İsveç’in İstanbul Başkonsolosluğu, Hello Tomorrow Türkiye Zirvesi öncesinde İsveç Sarayı’nda düzenlenen buluşmada girişimcilik, yatırım, araştırma ve teknoloji dünyasından katılımcıları ağırladı.

Etkinliğe İsveç, Türkiye ve farklı ülkelerden girişimciler, yatırımcılar, araştırmacılar, şirket yöneticileri ve yenilikçi çalışmalar yürüten isimler katıldı.

Buluşmada katılımcılar fikir alışverişinde bulunma, yeni bağlantılar kurma ve geleceğin teknolojileri üzerine görüşme fırsatı yakaladı.

Uluslararası İş Birliği

İsveç’in İstanbul Başkonsolosluğu tarafından yapılan açıklamada, etkinliğin farklı ülkelerden katılımcıları bir araya getirerek yeni bağlantıların ve fikirlerin paylaşılmasına olanak sağladığı belirtildi.

Buluşmanın, Hello Tomorrow Türkiye Zirvesi öncesinde uluslararası teknoloji ve inovasyon topluluğunun bir araya gelmesi açısından önem taşıdığı ifade edildi.

İsveç Ülke Ortağı

İsveç, Hello Tomorrow Türkiye Zirvesi’nde ülke ortağı olarak yer alıyor.

Başkonsolosluk, İsveç’in bu uluslararası topluluğun parçası olmaktan ve geleceği şekillendiren teknolojilere ilişkin tartışmalara katkı sunmaktan memnuniyet duyduğunu belirtti.

Açıklamada, İsveç Sarayı’ndaki buluşmayı gerçekleştiren Hello Tomorrow Türkiye ekibine teşekkür edilerek zirveye yönelik beklentiler paylaşıldı.

849040508 18472742911137657 1561721027266348645 n
İsveç Sarayı’nda Teknoloji Buluşması 9
Devamını Oku
error: Content is protected !!