Uluslararası ajanslar, 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlar yürüttüğünü; İran’ın da buna misilleme ile yanıt verdiğini aktardı. Bu tür döngülerde risk, yalnızca çatışmanın kendisi değil; çatışmanın coğrafi olarak yayılması ve sivil alanlara etkisinin artması ihtimalidir. Bu da insani ihtiyaçları yükseltir ve bölgeyle temas eden tüm kurumların planlamasını etkiler.
Krizle birlikte İran, Irak, Kuveyt, İsrail ve Bahreyn hattında hava trafiğinin ciddi ölçüde boşaldığı; çok sayıda havayolunun sefer iptali/süspansiyon kararları aldığı bildirildi. Avrupa Birliği havacılık otoritesi EASA da bölgedeki hava sahası için yüksek risk uyarısı yayımladı ve “kaçınma” yönünde bilgilendirme yaptı.
Bu başlık STK’lar için kritik; çünkü hava trafiği kesintisi sadece yolcu taşımacılığı değil, insani lojistik, acil sevkiyat, saha ekiplerinin hareketliliği ve toplantı/koordinasyon trafiğini de doğrudan etkiler.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, saldırıları “provokasyonsuz silahlı saldırganlık” olarak niteleyerek kınadı ve tırmanmanın insani/ekonomik sonuçları olabileceği uyarısında bulundu. Sertleşen diplomatik dil, krizin uzaması halinde uluslararası gündemin “güvenlik odaklı” bir çizgiye kayabileceğinin de sinyalini verir.
Aşağıdaki etkiler “oldu-bitti” değil; krizin seyri uzadıkça güçlenme ihtimali olan yansımalar. Ama sahadan bağımsız “hazırlık” gerektirdikleri için STK yönetimlerinin şimdiden gündemine girebilir.
Kriz derinleşirse, bölgede sivil ihtiyaçlar artabilir. Türkiye’de insani yardım/koruma alanında çalışan STK’lar için bu;
Uçuş iptalleri ve hava sahası kısıtları, STK’ların günlük operasyonlarında şunları tetikleyebilir:
Bu noktada STK’lar için kritik soru şudur: “Planlarımız uçuşlar olmadan da yürür mü?” Eğer yürümüyor ise, kurumsal risk yönetimi açısından bu kriz bir “uyarı tatbikatı” gibi okunabilir.
Büyük krizlerde yanlış bilgi hızla yayılır; bu hem kamuoyunu hem de sahadaki aktörleri etkiler. STK’lar açısından risk iki yönlüdür:
Bu nedenle kriz dönemlerinde STK iletişiminde şu refleksler önem kazanır:
Kriz uzadıkça fon sağlayıcıların öncelikleri daha fazla acil yardım, koruma, psikososyal destek, sosyal uyumeksenine kayabilir. Bu, Türkiye’de farklı temalarda çalışan STK’lar için iki tür sonuç doğurabilir:
Bu “kesin” değil; ama kriz büyüdükçe bağışçı ajandalarının değişmesi sık görülen bir eğilimdir. (Kriz dinamiklerine bağlı değerlendirme.)
Bölgesel kriz dönemleri, çevrimiçi saldırılar/oltalama girişimleri, hedef gösterme ve psikolojik yıpranma riskini artırabilir. STK’lar için bu, “günlük BT işi” olmaktan çıkıp yönetsel bir başlığa dönüşür:
Aşağıdaki adımlar, “kriz büyürse” diye beklemeden uygulanabilecek düşük maliyetli önlemler:
Çünkü bu tırmanmanın en hızlı etkisi, sahada çoğu zaman gürültüsüz gelir: uçuş iptali, rota uzaması, maliyet artışı, tedarik gecikmesi, bilgi kirliliği, fon kayması… EASA’nın yüksek risk uyarısı ve havayollarının bölge uçuşlarını askıya alması, “operasyonel gündemin” zaten değişmeye başladığını gösteriyor.
Adana Ekonomisi İçin Yol Haritası: Şubat Ayı Meclis Toplantısı Gerçekleştirildi
1
KEÇİ Yeni Gönüllü ve Ekip Arkadaşlarını Arıyor
2
Bayraklı Kent Konseyi’nden Güçlü Mesaj: “Deprem Siyaset Üstüdür, Dönüşüm Şarttır!”
3
TGC, Medyada Cinsel Şiddet ve Tacizle Mücadeleyi Gündeme Taşıyor
4
Genç Hayat Vakfı İstanbul Ofisine 3 Yeni Pozisyon İçin Ekip Arkadaşları Arıyor
5
Karadeniz ve Doğu Anadolu’da Sivil Toplum Güçlerini Birleştiriyor