a

COP31’de Mikrofonu Kim Tutacak? Yan Etkinlikler Salon ve Bütçe Duvarına Çarpıyor

İklim krizini konuşmak isteyen herkes, bu zirvede kendine bir mikrofon bulabilecek mi?

Yan etkinlikler neden bu kadar önemli?

COP zirvelerinde yan etkinlikler yalnızca ek programlar değildir.

Yan etkinlikler; kurumların kendini gösterdiği, politika önerilerinin sunulduğu, karar vericilerle temas kurulduğu, uluslararası ortaklıkların geliştirildiği ve kamuoyuna mesaj verildiği en önemli alanlardan biridir.

Birçok kurum için COP’a katılmanın asıl anlamı, yalnızca salonda bulunmak değil; kendi gündemini bir yan etkinlik, panel, basın buluşması, kapalı toplantı, çalıştay ya da politika diyaloğu ile görünür kılabilmektir.

Bu nedenle COP31’de yan etkinlik meselesi teknik bir organizasyon ayrıntısı değil, doğrudan temsil ve görünürlük meselesidir.

Resmi başvurular var, ama alan sınırlı

COP31 resmi portalında Green Zone altında “Host a Side Event” başlığı yer alıyor ve uygun kuruluşların COP31 sırasında iklim girişimlerini, araştırmaları, politika diyaloglarını ve iş birlikçi çözümleri göstermek için resmi COP31 yan etkinliği düzenlemek üzere başvuru yapabileceği belirtiliyor.

COP31 partnerlik başvuru sayfasında ise Green Zone için sergi alanı, Türkiye Pavyonları içinde stand, proje gösterimi, bilgi ürünü, kapasite geliştirme oturumları ve kültürel katkı gibi farklı katılım biçimleri sayılıyor. Başvuru son tarihi 14 Ağustos 2026 olarak belirtiliyor.

UNFCCC tarafında ise resmi side event ve sergi başvurularının SEORS üzerinden yürütüldüğü, COP31 için uygulama takviminin ayrıca duyurulacağı ifade ediliyor. UNFCCC, SEORS’un taraflar ve gözlemci kuruluşlardan resmi side event başvurusu almak için kullanılan kanal olduğunu belirtiyor.

Yani COP31’de yan etkinlik yapmak isteyen kurumlar için birden fazla kanal var. Ancak asıl sorun şu:

Başvuru kanalı açık olabilir; peki fiziksel alan, teknik kapasite ve bütçe buna yetecek mi?

Antalya’da salon baskısı başladı

Sivil Toplum Haber’in yerel kaynaklardan, salon arayışı yapan kurumlardan ve organizasyon sektörüne yakın kaynaklardan edindiği bilgilere göre, COP31 tarihlerini kapsayan 9-20 Kasım döneminde Antalya’da belediye ve kamuya ait toplantı salonlarında uygun alan bulmak şimdiden oldukça zorlaştı.

Kamuya ait salonlar, belediye toplantı alanları, kültür merkezi salonları ve kurumsal toplantı mekânlarının önemli bir bölümü ya COP31 süreciyle bağlantılı programlar, resmi hazırlıklar ve kurum içi etkinlikler nedeniyle dolu görünüyor ya da bu tarihler için net uygunluk verilemiyor.

Bu durum, özellikle sınırlı bütçeyle çalışan sivil toplum örgütlerini doğrudan otel toplantı salonlarına yönlendiriyor.

Ancak orada da tablo farklı değil.

Antalya’daki otellerde nispeten boş toplantı salonları bulunsa da COP31 tarihleri için salon ücretleri, teknik hizmetler, ikram, güvenlik, simultane çeviri altyapısı, ses-ışık sistemi, LED ekran, fotoğraf-video ve KDV gibi ek kalemlerle birlikte ciddi seviyelere çıkıyor.

Yan etkinlik yapmak yeni bir maliyet duvarı mı?

COP31 döneminde bir kurumun otelde küçük veya orta ölçekli bir yan etkinlik düzenlemek istemesi halinde yalnızca “salon kiralama” değil, bütün bir etkinlik paketiyle karşı karşıya kalması bekleniyor.

Sivil Toplum Haber’in yaptığı ön piyasa araştırmasına göre, COP31 tarihlerinde 50-100 kişilik mütevazı bir yan etkinlik için karşılaşılabilecek temel maliyet kalemleri şöyle:

Gider kalemiTahmini aralık
Otel toplantı salonu / yarım gün veya tam gün kullanım35.000 – 125.000 TL
Ses, projeksiyon, ekran, teknik ekip20.000 – 75.000 TL
Kahve molası / basit ikram25.000 – 90.000 TL
Ardıl veya kısa süreli çeviri desteği15.000 – 60.000 TL
Çeviri ekipmanı / kulaklık sistemi20.000 – 75.000 TL
Fotoğraf, video, sosyal medya görünürlüğü15.000 – 50.000 TL
Materyal, afiş, yaka kartı, yönlendirme, baskı10.000 – 40.000 TL
Organizasyon ve koordinasyon desteği20.000 – 75.000 TL
Toplam tahmini maliyet160.000 – 590.000 TL

Bu tablo lüks bir gala ya da büyük ölçekli kurumsal etkinlik için değil; COP31 döneminde ulusal veya uluslararası katılımcılara açık, teknik altyapısı olan, çeviri ihtimali bulunan, basit ikram ve görünürlük desteği içeren bir yan etkinlik senaryosu için hazırlanmıştır.

Daha küçük bir toplantı daha düşük maliyetle yapılabilir. Ancak COP31 gibi uluslararası bir zirvede, bir kurumun yalnızca “oda tutması” yeterli değildir. Görünür olmak, anlaşılır olmak, kayıt almak, çeviri sağlamak, medya içeriği üretmek ve etkinlik sonrası raporlama yapmak da maliyetin parçasıdır.

Resmi alana giremeyen dışarıda da pahalı duvara çarpıyor

COP31’de resmi yan etkinlik veya Green Zone alanı elde edemeyen birçok kurumun alternatif olarak otel toplantı salonlarına, özel etkinlik alanlarına ya da yerel kamu salonlarına yönelmesi bekleniyor.

Ancak kamu salonlarının dolu olması ve otel salonlarının yüksek fiyatlarla sunulması, yan etkinlik yapmayı bütçesi güçlü kurumlar için mümkün, sınırlı bütçeli kurumlar için ise neredeyse erişilmesi güç hale getirebilir.

Bu da COP31’in görünmeyen eşitsizliğini büyütüyor.

Çünkü bir kurumun COP31’de etkili olabilmesi için yalnızca akredite olması yetmiyor.

Bir salon bulması gerekiyor.
Bir mikrofon bulması gerekiyor.
Bir tercüman bulması gerekiyor.
Katılımcı çağırması gerekiyor.
Teknik ekip kurması gerekiyor.
Etkinlik sonrası görünürlük üretmesi gerekiyor.

Bunların tamamı para demek.

Mikrofon güçlü bütçelere mi kalacak?

COP31 gibi zirvelerde en görünür aktörler çoğu zaman yalnızca en iyi fikre sahip olanlar değil, aynı zamanda en iyi salonu tutabilen, en güçlü teknik altyapıyı kurabilen ve en fazla görünürlük bütçesi ayırabilen kurumlar oluyor.

Bu nedenle COP31’de asıl soru şudur:

Yan etkinliklerde gerçekten iklim krizinin sahadaki sesleri mi duyulacak, yoksa mikrofon yine bütçesi güçlü kurumlara mı kalacak?

Kuraklıkla mücadele eden çiftçi örgütleri, afet sonrası çalışan gönüllü ağları, su hakkı savunucuları, gençlik örgütleri, kadın dernekleri, çevre platformları, engelli hakları örgütleri ve yerel topluluklarla çalışan yapılar COP31’de kendi toplantısını yapabilecek mi?

Yoksa bu aktörler, salona erişemedikleri için başka kurumların oturumlarında yalnızca dinleyici mi olacak?

Bu soru, COP31’in kapsayıcılığı açısından kritik.

“Başvuru açık” demek yetmez

Resmi başvuru kanallarının açılmış olması önemli. Ancak COP31 gibi dev bir zirvede kapsayıcılık yalnızca başvuru formuyla sağlanamaz.

Çünkü başvuru yapabilmek başka, kabul almak başka, etkinliği gerçekleştirecek alanı ve bütçeyi bulmak başka bir meseledir.

UNFCCC’nin side event kriterlerinde de bu alanın oldukça sınırlı ve rekabetçi olduğu görülüyor. UNFCCC, her gözlemci kuruluş veya taraf için yalnızca bir side event ve bir exhibit başvurusunun değerlendirilebileceğini, joint application yani ortak başvuruların teşvik edildiğini belirtiyor. Ayrıca side event seçimlerinin yüksek başvuru sayısı nedeniyle rekabetçi bir süreç olduğunu vurguluyor.

Bu tablo, COP31’de resmi yan etkinlik alanı bulamayan kurumların şehirde alternatif alan arayışına gireceğini gösteriyor.

İşte tam bu noktada Antalya’daki salon krizi başlıyor.

COP31 için Yan Etkinlik Erişim Planı gerekiyor

COP31’in gerçekten kapsayıcı bir zirve olabilmesi için yalnızca resmi programın değil, yan etkinlik ekosisteminin de planlanması gerekiyor.

Bu nedenle kamu otoriteleri, yerel yönetimler, COP31 Başkanlığı ve ilgili kurumlar tarafından şimdiden bir COP31 Yan Etkinlik Erişim Planı hazırlanmalı.

Bu plan kapsamında:

Belediye ve kamu salonlarının COP31 tarihleri için şeffaf bir envanteri çıkarılmalı.

Sivil toplum, akademi, gençlik örgütleri ve yerel topluluklar için düşük maliyetli salon kotası oluşturulmalı.

Kamu salonları için açık başvuru ve adil tahsis sistemi kurulmalı.

Otel toplantı salonlarında fahiş fiyat riskine karşı önerilen fiyat aralıkları ve hizmet standartları açıklanmalı.

Çeviri, teknik ekipman, kayıt, canlı yayın ve basın görünürlüğü için ortak destek havuzu kurulmalı.

COP31 boyunca yerel sivil toplumun etkinliklerini duyuracağı merkezi bir dijital yan etkinlik takvimi oluşturulmalı.

Green Zone ve şehir içi yan etkinlikler arasında katılımcı geçişini kolaylaştıracak ulaşım ve yönlendirme sistemi planlanmalı.

Bu adımlar atılmazsa COP31’de yan etkinlik alanı, iklim fikri güçlü olanların değil, bütçesi güçlü olanların sahnesine dönüşebilir.

Antalya’da iklim diplomasisinin yan sahnesi kuruluyor

COP31, Türkiye için büyük bir diplomatik fırsat. Antalya’nın küresel iklim diplomasisinin merkezine dönüşmesi, Türkiye’de iklim politikalarının daha fazla konuşulması ve yerel aktörlerin uluslararası ağlara bağlanması açısından tarihi bir imkân yaratabilir.

Ancak zirvenin etkisi yalnızca resmi müzakerelerle ölçülmeyecek.

COP31’in gerçek toplumsal etkisi, yan etkinliklerde, atölyelerde, basın buluşmalarında, gençlik toplantılarında, yerel örgütlerin panellerinde ve şehirde kurulacak iklim diyaloglarında görülecek.

Bu nedenle yan etkinlikler yalnızca “ek program” değildir.

Yan etkinlikler COP31’in toplumsal nabzıdır.

Son soru: COP31’de kim konuşacak?

COP31’de iklim adaleti, uyum, kayıp-zarar, finansman, gıda güvenliği, su krizi, gençlik, kadınlar, afetler ve kırılgan gruplar konuşulacak.

Ama bu başlıkları kimlerin konuşacağı en az başlıkların kendisi kadar önemli.

Eğer kamu salonları dolu, otel salonları yüksek fiyatlı, resmi yan etkinlik alanları sınırlı ve teknik destek maliyetleri ağırsa; COP31’de kendi sesini duyurmak birçok kurum için neredeyse imkânsız hale gelebilir.

Bugün Antalya’dan sorulması gereken soru budur:

COP31’de mikrofon kime kalacak?

Daha açık soralım:

İklim krizini sahada yaşayanların sesi, yan etkinlik salonu bulamadığı için zirvenin dışında mı kalacak?

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Anka Üreten Kadın Derneği UN Women Türkiye Destekli Projesinin Başlangıç Toplantısını Gerçekleştirdi

HIZLI YORUM YAP

error: Content is protected !!