Sivil Toplum Haber Ajansı olarak, Toplum ve Afet Ekipleri Haberleşme Arama Kurtarma Derneği Başkanı Murat Gülebastı ile yaklaşık 2,5 saat süren çevrim içi bir görüşme gerçekleştirdik. Dernekçilikte 25 yılı geride bırakmış, arama kurtarma alanında sahayı bilen, Türkiye’de birçok arama kurtarma STK’sı ile temas halinde olan bir isimden meseleyi dinlemek, aslında hepimizin bildiği ama çoğu zaman afet gelene kadar konuşmadığı bir gerçeği yeniden önümüze koydu:
Bu görüşmede özellikle altını çizmek gerekir ki Murat Gülebastı yalnızca bir dernek başkanı olarak değil, afet alanında yılların saha tecrübesini kurumsal hafızaya dönüştürmeye çalışan bir sivil toplum temsilcisi olarak öne çıkıyor. Dernekçilikte 25 yılı geride bırakmış bir ismin, arama kurtarma alanındaki sorunları sadece teknik eksiklikler üzerinden değil; gönüllülük, sürdürülebilirlik, kamu-STK iş birliği, afet öncesi hazırlık ve toplumsal bilinç başlıklarıyla birlikte ele alması son derece kıymetli.

Türkiye’de arama kurtarma sivil toplum kuruluşları, afet anında herkesin ihtiyaç duyduğu; afet yokken ise çoğu zaman yalnız bırakılan yapılardır.
Bugün afetlere ne kadar hazır olduğumuzu konuşacaksak, bunu sadece kamu kurumları üzerinden değil, sahada ilk saatlerde hayat kurtarmaya çalışan gönüllü arama kurtarma ekipleri üzerinden de konuşmak zorundayız. Çünkü afet müdahalesi yalnızca merkezden yönetilen bir kamu faaliyeti değildir. Aynı zamanda örgütlü toplumun, yerel kapasitenin, gönüllülüğün, ekipmanın, koordinasyonun ve sürdürülebilir desteğin ortak sonucudur.
2023 Kahramanmaraş merkezli depremler, Türkiye’nin afet kapasitesini bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. İlk 72 saat, arama kurtarma faaliyetlerinde en kritik zaman dilimidir. Bu zaman diliminde bir cana ulaşmak bazen bir cihazla, bazen bir jeneratörle, bazen bir termal kamera ile, bazen de sadece olay yerine zamanında ulaşabilen eğitimli bir ekiple mümkündür.
Ancak sahadan gelen deneyimler gösteriyor ki birçok arama kurtarma ekibi bu kritik saatlerde ciddi ekipman eksiklikleriyle mücadele etti. Arama kurtarma bölgesine ulaşım güçleşti, yollar kapandı, yakıt ve araç desteği yetersiz kaldı. Bazı ekipler kendi imkânlarıyla, kendi araçlarıyla, kendi yakıtlarıyla yola çıktı. Sahaya gelen herkesin iyi niyetli olması yetmedi; deneyimsiz kişilerin kontrolsüz biçimde sahada bulunması zaman zaman çalışmaları zorlaştırdı.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Afet hazırlığı sadece iyi niyetle olmaz. Eğitim, ekipman, akreditasyon, koordinasyon ve sürdürülebilir finansman gerekir.
Arama kurtarma dernekleri çoğu zaman “yardımcı unsur” gibi görülüyor. Oysa bu yapılar, özellikle yerel düzeyde afet müdahale kapasitesinin en önemli parçalarından biridir. AFAD akreditasyon süreci ve uluslararası INSARAG standartları dikkate alındığında, arama kurtarma STK’larının daha güçlü, daha sistemli ve daha kurumsal biçimde desteklenmesi artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.
Türkiye Afet Müdahale Planı’nın yerel düzeyde uygulanmasında, il afet müdahale planlarının hazırlanmasında ve afet koordinasyon mekanizmalarında akredite arama kurtarma dernekleri daha görünür ve etkili biçimde yer almalıdır. Valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler ve AFAD il müdürlükleri bu yapıları yalnızca afet anında aranan ekipler olarak değil, afet öncesi hazırlığın da stratejik paydaşı olarak görmelidir.
Çünkü afet olduğunda arama kurtarma ekibini aramak kolaydır. Zor olan, afet olmadan önce o ekibin deposunu, eğitimini, aracını, yakıtını, sigortasını ve sürdürülebilirliğini düşünmektir.
Bugün bir arama kurtarma derneğinin temel düzeyde sahaya çıkabilmesi için bile ciddi bir teknik altyapıya ihtiyacı var. Enkaz altı görüntüleme cihazları, sismik dinleme sistemleri, jeneratörler, aydınlatma sistemleri, kesici-ayırıcı ekipmanlar, kişisel koruyucu donanımlar, haberleşme araçları ve taşıma ekipmanları düşünüldüğünde, maliyetler milyonları bulabiliyor.
Murat Gülebastı’nın da altını çizdiği gibi, bazı ekipmanların maliyeti 3 milyon TL seviyelerine ulaşabiliyor. Bu rakamlar gönüllülük esasına dayalı çalışan derneklerin kendi aidatlarıyla, küçük bağışlarla veya sınırlı yerel desteklerle karşılayabileceği rakamlar değil.
Burada açık konuşmak gerekiyor: Ekipmanı olmayan bir arama kurtarma ekibinden mucize bekleyemeyiz.Gönüllünün cesareti, fedakârlığı ve iyi niyeti çok değerlidir; ama enkaz başında hayat kurtarmak için teknik kapasite gerekir.
Bu nedenle AFAD akreditasyonu olan arama kurtarma derneklerine yönelik düzenli, zorunlu ve ölçülebilir bir teşvik-destek sistemi kurulmalıdır. İçişleri Bakanlığı, AFAD, valilikler, kalkınma ajansları, belediyeler ve özel sektör arasında bu alana özel bir destek mimarisi oluşturulmalıdır.
Görüşmede öne çıkan en somut önerilerden biri de kamu kurumlarının ekonomik ömrünü tamamlamış ancak tamirle veya uygun bakım süreciyle kullanılabilir durumdaki araç ve ekipmanlarının arama kurtarma derneklerine devredilmesi oldu.
Bugün kamu kurumlarında, belediyelerde, askeriyede veya farklı kamu birimlerinde hurdaya ayrılan araçlar, jeneratörler, teknik ekipmanlar ve bazı lojistik malzemeler ihale yoluyla satılabiliyor. Oysa bunların bir kısmı, AFAD akreditasyonu olan arama kurtarma STK’larına belirli kriterlerle tahsis edilebilir.
Bu yaklaşım yalnızca derneklere destek anlamına gelmez. Aynı zamanda kamu kaynaklarının afet hazırlığı için yeniden değerlendirilmesi anlamına gelir. Bir jeneratör, bir arazi aracı, bir konteyner, bir römork ya da teknik ekipman, bir afet anında doğrudan hayat kurtarma kapasitesine dönüşebilir.
Bu nedenle merkezi idare ve yerel yönetimler, kullanılabilir durumdaki araç ve ekipmanların akredite arama kurtarma derneklerine devri için özel bir mekanizma geliştirmelidir.
Arama kurtarma derneklerinin yalnızca ekipmana değil, mekâna da ihtiyacı var. Bir dernek merkezi, ekipman deposu, eğitim sahası ve tatbikat alanı olmadan kurumsal kapasite gelişemez. Gönüllüler eğitim alacak, ekipmanlar korunacak, araçlar park edilecek, tatbikat yapılacak, yeni gönüllüler hazırlanacak.
Valilikler, kaymakamlıklar ve belediyeler, kamu taşınmazlarının protokol yoluyla arama kurtarma derneklerine tahsis edilmesi konusunda daha aktif rol almalıdır. Bu destek, afet anında sahaya çıkacak ekiplerin kurumsal hafızasını ve hazırlık kapasitesini doğrudan güçlendirecektir.
Türkiye’nin farklı şehirlerinde bazı belediyelerin AFAD akreditasyonu bulunan arama kurtarma derneklerine ekipman, araç, yakıt, depo ve eğitim alanı desteği sağlaması önemli bir örnek oluşturuyor. Bu yaklaşım tüm yerel yönetimler için yaygınlaştırılmalıdır.
Çünkü afet anında ilk müdahale çoğu zaman yerelden başlar. Yerelde güçlü, eğitimli, akredite ve ekipmanlı arama kurtarma ekiplerinin bulunması, ilk saatlerde hayat kurtarma kapasitesini doğrudan artırır.
Bu nedenle belediyelerin arama kurtarma STK’larına vereceği destek, dönemsel bir yardım değil; kentin afetlere karşı dirençliliğine yapılan stratejik bir yatırımdır.
Afet alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarında gönüllülük çok kıymetlidir; fakat tek başına yeterli değildir. Gönüllüler işlerinden izin almak zorunda kalıyor, eğitimlere katılmak için zaman ayırıyor, operasyonlarda risk alıyor, çoğu zaman kendi imkânlarıyla sahaya gidiyor.
Bu noktada üç temel başlık öne çıkıyor:
Birincisi, arama kurtarma gönüllülerinin operasyon ve eğitim dönemlerinde kamu ve özel sektörde idari izinli sayılmasını sağlayacak düzenlemeler güçlendirilmelidir.
İkincisi, akredite gönüllülerin operasyon sahasındaki kaza, yaralanma ve sağlık risklerine karşı sigorta güvencesi sağlanmalıdır.
Üçüncüsü, gönüllülerin sahaya ulaşımı, yakıt giderleri ve temel lojistik ihtiyaçları için afet öncesinden tanımlanmış bir destek sistemi kurulmalıdır.
Çünkü afet anında gönüllüye “gel” demek yetmez. O gönüllünün nasıl geleceğini, hangi araçla geleceğini, yakıtı nasıl karşılayacağını, işinden nasıl izin alacağını ve sahada başına bir şey gelirse nasıl korunacağını da düşünmek gerekir.
Türkiye’de özel sektörün sosyal sorumluluk projelerinde eğitim, çevre, kültür, spor ve çocuk alanlarına önemli destekler verdiğini görüyoruz. Ancak afet hazırlığı ve arama kurtarma STK’larının desteklenmesi hâlâ yeterince güçlü bir sosyal sorumluluk alanı haline gelmiş değil.
Oysa bir şirketin afet alanında yapacağı destek, doğrudan toplumsal dayanıklılığa katkı sağlar. Bir arama kurtarma derneğine alınacak ekipman, bir gün o şirketin çalışanının, müşterisinin, ailesinin ya da yaşadığı kentin hayatını kurtarabilir.
Bu nedenle özel sektör bağışları vergi avantajlarıyla daha cazip hale getirilmeli; AFAD akreditasyonu olan arama kurtarma derneklerine yapılacak ayni ve nakdi destekler teşvik edilmelidir. Şirketlerin afet hazırlığına dönük sosyal sorumluluk projeleri yalnızca “bağış” olarak değil, toplumsal güvenlik yatırımı olarak görülmelidir.
Arama kurtarma ekipleri afet olduğunda herkesin gündemine giriyor. Telefonlar çalıyor, yardım isteniyor, ekiplerin nerede olduğu soruluyor, sahaya çıkmaları bekleniyor. Fakat afet geçtikten sonra bu derneklerin ekipman eksiği, eğitim ihtiyacı, araç sorunu, yer problemi, gönüllü sigortası, yakıt gideri ve sürdürülebilirliği çoğu zaman yeniden unutuluyor.
Bu döngüyü kırmak zorundayız.
Bugün destek verilmeyen her arama kurtarma derneği, yarın ulaşılması geciken bir enkaz, eksik kalan bir müdahale, kaybedilen kritik dakikalar anlamına gelebilir. Afet geldiğinde “neden yetişemedik?” diye sormak istemiyorsak, bugün “neden destek vermiyoruz?” diye sormak zorundayız.
Hazırlık yoksa müdahale sadece gecikmiş bir çabadır.
Arama kurtarma STK’larının desteklenmesi yalnızca bir derneğe yardım etmek değildir. Bu mesele, bir toplumun kendi hayatına, kendi güvenliğine ve kendi geleceğine verdiği değerin göstergesidir.
Bugün yapılması gereken bellidir: AFAD akreditasyonu olan derneklere düzenli destek mekanizması kurulmalı, yerel yönetimler ve mülki idareler bu yapılarla protokol imzalamalı, ekipman ve araç desteği sağlanmalı, özel sektör bağışları teşvik edilmeli, gönüllüler sigorta ve izin güvencesine kavuşturulmalı, afet planlarında STK’lar gerçek paydaş olarak yer almalıdır.
Afet anında kahraman aramak yerine, bugünden sistem kurmalıyız.
Çünkü ekipman yoksa iyi niyet hayat kurtarmaz. Koordinasyon yoksa cesaret tek başına yetmez. Sürdürülebilir destek yoksa gönüllülük uzun vadede ayakta kalamaz.
Ve en önemlisi: Afetlere hazırlık, yalnızca devletin değil; kamunun, yerel yönetimlerin, özel sektörün ve sivil toplumun ortak sorumluluğudur.
Kalben Derneği, AGREE Projesi Kapsamında Ulusötesi Ortaklar Toplantısına Ev Sahipliği Yaptı