a

Dijital Haklarımız Sosyal Platformu OECD Forum 2026’da Algoritmalar, Manosphere ve Kısıtlayıcı Erkeklik Normlarını Değerlendirdi

Dijital Haklarımız Sosyal Platformu, OECD Forum 2026 kapsamında düzenlenen “Çevrim İçi Ortamlarda Kısıtlayıcı Erkeklik Normları ve Toplumsal Cinsiyet Normlarının Ele Alınması” oturumuna ilişkin değerlendirme yayımladı. Platform, oturumda dijital dönüşümün yalnızca teknik bir süreç olarak değil; toplumsal cinsiyet algıları, insan hakları, algoritmik sistemler ve çevrim içi güvenlik bağlamında ele alındığını aktardı.

Dijital Haklarımız Sosyal Platformu, OECD Forum 2026’nın 12. oturumu olan “Çevrim İçi Ortamlarda Kısıtlayıcı Erkeklik Normları ve Toplumsal Cinsiyet Normlarının Ele Alınması” başlıklı oturuma ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

Platformun aktarımına göre oturumda, dijital dönüşümün yalnızca teknik bir süreç olmadığı; “manosphere” olarak adlandırılan çevrim içi erkeklik alanları ve kısıtlayıcı maskülenlik normları üzerinden toplumsal cinsiyet algılarını ve insan haklarını nasıl yeniden şekillendirdiği ele alındı.

Oturumda, algoritmik sistemlerin tarafsız olduğu yönündeki yaklaşım da tartışmaya açıldı. Konuşmacılar, algoritmik sistemlerin kısıtlayıcı toplumsal normları nasıl ödüllendirdiğini ve güçlendirdiğini kanıta dayalı bir yaklaşımla değerlendirdi.

Dijital Haklarımız Sosyal Platformu, oturumun dijital platformların ve algoritmaların kısıtlayıcı maskülenlik modellerini tesadüfen değil, “dikkat ekonomisi”nin bir sonucu olarak öne çıkardığını görünür kıldığını belirtti.

Platformun değerlendirmesinde, dominans, kontrol, duygusal izolasyon ve finansal başarı gibi kısıtlayıcı erkeklik modellerinin çevrim içi platformlarda daha fazla görünür hâle gelebildiği ifade edildi.

Oturumda, platform tasarımının kullanıcı etkileşimini artırma hedefiyle çoğu zaman kutuplaştırıcı ve dışlayıcı içerikleri ödüllendirdiği de gündeme geldi. Bu durumun, özellikle genç erkeklerin kimlik arayışlarını manipüle eden anlatılara maruz kalma riskini artırdığı belirtildi.

Dijital haklar perspektifinden bakıldığında, “toptan yasaklar” olarak tanımlanan genel yasaklama yaklaşımlarının ciddi riskler barındırdığı vurgulandı.

Uzman Paula Garus Naval, algoritmik güçlendirmenin zararın aktif biçimde teşvikiyle aynı şey olmadığını; ancak çözümün tasarım aşamasında başlaması gerektiğini ifade etti.

Naval, algoritmik mantık sistemlerinin tasarım aşamasında ayarlanmasının zararın en başta nötralize edilmesine katkı sunabileceğini belirtti. Ayrıca bu tür genel yasakların kadınlar için güvenli alanları kapatabileceğini veya ifade özgürlüğü açısından aşırı sansür riski yaratabileceğini vurguladı.

Dijital Haklarımız Sosyal Platformu’nun aktarımına göre oturumda, çözümün “bağlam ve niyet” odaklı olması gerektiği savunuldu.

İnsan hakları temelli yaklaşım çerçevesinde platformların yalnızca zararlı içeriği kaldırmasının yeterli olmadığı; en baştan “tasarımdan itibaren güvenlik” ilkelerini uygulaması gerektiği hatırlatıldı.

Oturumda öne çıkan yapısal tespitlerden biri de dijital davranışların fiziksel dünyadaki güvencesizliklerle bağlantısı oldu.

İşsizlik, konut krizi ve ekonomik belirsizlik gibi faktörlerin çevrim içi davranışlarla ilişkisi değerlendirildi. Platform, genç erkeklerin gerçek dünyada “sağlayıcı” rolünü yerine getiremediklerinde, maskülenliklerini kanıtlamak için manosphere’in sunduğu daha basit ve otoriter cevaplara yönelebildiği değerlendirmesinin yapıldığını aktardı.

Bu çerçevede, dijital hakların korunmasının yalnızca teknik bir düzenleme meselesi olmadığı; aynı zamanda ekonomik ve sosyal hak arama mücadelesiyle de ilişkili olduğu belirtildi.

Dijital Haklarımız Sosyal Platformu, oturumda teknoloji şirketlerinin kâr odaklı algoritmik mantığının demokratik denetim lehine nasıl sınırlandırılacağına ilişkin yaptırım mekanizmalarının hâlâ belirsizliğini koruduğunu ifade etti.

Platform ayrıca, kısıtlayıcı maskülenlikle mücadelede sunulacak alternatif anlatıların, yani daha esnek ve kapsayıcı erkeklik modellerinin, manosphere’in yüksek dikkat çekme kapasitesi karşısında hâlen yetersiz kalabildiğini değerlendirdi.

Next Gen Men’den Jake Stika ise dijital platformların çocukların dikkatini, verilerini ve kırılganlıklarını ticari kazanç için sömüren iş modelleri yerine; çocukların güvenliğini, psikososyal iyilik hâlini ve sağlıklı gelişimini merkeze alan etik ve hak temelli bir yaklaşımla geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Stika, platformların “tasarımdan itibaren güvenlik” anlayışından “tasarımdan itibaren bakım” anlayışına geçmesi gerektiğini belirtti. Stika’nın aktarımında, platformların çocuklara yalnızca ticari hedeflerle yaklaşmak yerine onlara hizmet etmeyi hak eden yapılar hâline gelmesi gerektiği ifade edildi.

Dijital Haklarımız Sosyal Platformu, oturumun dijital güvenliği yalnızca kadınların kendilerini koruma sorumluluğu olarak ele almadığını; erkeklerin sürece dahil edilmesi ve algoritmik tasarımın sorumluluğunun tartışılması bakımından önemli bir çerçeve sunduğunu belirtti.

Platformun değerlendirmesinde, Jake Stika’nın Kanada’dan sunduğu Discord projesinin genç erkeklerin çevrim içi dünyadaki ihtiyaçlarına yanıt verebilecek bir örnek olarak öne çıktığı ifade edildi.

Bu modelin, müfredat temelli bir yaklaşım yerine güvenilir yetişkinlerin bulunduğu ilişkisel ve güvenli bir dijital alan sunduğu belirtildi.

Dijital Haklarımız Sosyal Platformu, “tasarımdan itibaren bakım” yaklaşımıyla geliştirilen bu tür girişimlerin gençlere aidiyet, katılım ve güçlendirme fırsatları sağlayabileceğini; 13 yaşından 19 yaşına kadar sürebilen uzun vadeli ve sağlıklı topluluk bağlarının kurulmasına katkı sunabileceğini aktardı.

Platform, ilişkisel ve güvene dayalı dijital topluluk modellerinin, yalnızca pasif içerik denetimine dayalı yaklaşımlara kıyasla daha etkili bir alternatif olabileceğini değerlendirdi.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

COP31’de Mikrofonu Kim Tutacak? Yan Etkinlikler Salon ve Bütçe Duvarına Çarpıyor

HIZLI YORUM YAP

error: Content is protected !!