a

Sivil Düşün Olmasaydı Hangi Hikâyeler Yarım Kalırdı? 

Bir fikri vardı, imkânı yoktu. Bir itirazı vardı, sesini nasıl duyuracağını bilmiyordu. Bir mücadelesi vardı, kendisini yalnız sanıyordu. Sivil Düşün’ün Türkiye sivil toplumuna katkısı, tam da bu insanların hikâyelerinde saklı: İlk adımı mümkün kılan desteklerde, birbirini bulan hak savunucularında ve bir buluşmadan doğan yeni dayanışmalarda…

Muhittin Alp

Türkiye’de sivil toplumun hikâyesi çoğu zaman bir kişinin “Böyle olmamalı” demesiyle başlar.

Bir köyde su azalır. Bir kadın şiddet karşısında yalnız bırakılır. Bir genç, kendisini ilgilendiren kararın alındığı masada yer bulamaz. Bir engelli birey, herkes için açık olması gereken bir kapıdan geçemez.

Birileri itiraz eder. Başkalarıyla konuşur, araştırır, çözüm arar.

Sonra karşısına çok tanıdık bir soru çıkar:

“Peki, bunu hangi imkânla yapacağız?”

Bir toplantının yol parası, bir belgeselin çekimi, erişilebilir bir yayın, ihtiyaca uygun bir uzman…

Dışarıdan küçük görünen bu ihtiyaçlar, yerelde bir hak mücadelesinin başlayıp başlayamayacağını belirleyebilir. Bazen fikir hazırdır, emek verecek insanlar da vardır. Eksik olan, ilk adımı mümkün kılacak destektir.

Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’nın Türkiye sivil toplumundaki yerini anlamak için tam da bu başlangıç noktasına bakmak gerekiyor.

Benim için bu yolun bir ucu Alanya’da, Dim Çayı’nda.

Alacami’de yapılmak istenen hidroelektrik santraline karşı yürüttüğüm farkındalık çalışması Sivil Düşün desteğiyle hayat buldu. “HES’e Bir Damla Su Vermeyiz” adıyla programın arşivinde de yer alan bu çalışma, yaşam alanımızın geleceğine ilişkin kaygılarımızı daha geniş kesimlere anlatma çabamızın parçasıydı. Derenin, tarımın, doğal yaşamın ve yörede yaşayanların sesini duyurmak istiyorduk.

Bugün, bu dönem Sivil Düşün Yönlendirme Kurulu üyesi olarak da sorumluluk üstleniyorum. Dolayısıyla bu satırları, programla ilişkisini açıkça paylaşan; desteğin sahadaki karşılığını kendi çalışmasında deneyimlemiş bir sivil toplumcu olarak yazıyorum.

Benim için Sivil Düşün’ün kıymeti, bir köyde dile getirilen kaygının dinlenmeye değer olduğunu hissettirmesinde başlıyor.

Çünkü kendi hayatını etkileyen bir mesele hakkında söz söylemek isteyen insanın, önce o sözü kurabileceği imkânlara erişmesi gerekiyor.

Türkiye’nin farklı yerlerindeki çalışmalar da bunu anlatıyor.

Manisa’da sağlık hakkı için yan yana gelenler var. Geçmiş dönem çalışmalarında, 20 çölyak derneğinin yönetim kurulu başkanlarının savunuculuk eğitimi için buluştuğunu görüyoruz. Seyahat, konaklama ve toplantı desteğine uzman katkısı ekleniyor; dernekler arasındaki iletişim güçleniyor, karar vericilerle temas kuruluyor.

Van’da örgütlenmenin önündeki engelleri tartışanlar var. Dicle Görme Engelliler Derneğinin düzenlediği toplantıda, engelli bireylerin kendi örgütlerinde daha etkin roller üstlenmesi ve toplumsal cinsiyet yaklaşımı ele alınıyor. Sivil Düşün’ün toplantı ve eğitmen desteği, bölgede engelli hakları için çalışan örgütler arasında ağlar kurulmasına katkı sunuyor.

Hakkâri’de bilgiye erişim için buluşan kadınlar var. Bir Kadın Bir Hayat Derneği ile Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneğinin iş birliğiyle gerçekleştirilen cinsel sağlık ve üreme sağlığı eğitiminden 20 kadın yararlanıyor. Buluşmanın seyahat, konaklama, yerel ulaşım ve eğitim materyali giderleri Sivil Düşün tarafından destekleniyor.

Bu örneklerde beni etkileyen, insanların kendi ihtiyaçlarından hareketle çözüm geliştirmesine alan açılması.

Yaşadığı yerdeki sorunu bilen, o sorundan etkilenenlerle ilişki kuran ve değişim için sorumluluk alan insanların çabası karşılık buluyor.

Doğu Akdeniz’de kadın örgütlerinin deneyimi de bunun başka bir örneği. Adana, Mersin, Osmaniye ve Samandağ’dan örgütlerin oluşturduğu dayanışma ağının temsilcileri, Sivil Düşün desteğiyle Viyana’daki şiddetle mücadele örgütlerini ziyaret ediyor. Uygulamaları inceliyor, deneyimleri dinliyor, uluslararası bağlantılar kuruyorlar. Ziyaret sonrasında kendi anlatılarında, birlikte hareket etmenin ve birbirlerinin güçlü yanlarını tanımanın önemini vurguluyorlar.

Bazen bu katkı bir belgeselde görünür oluyor. Görme engelli bireylerle bisiklet yolculukları yapan “Pedal Arkadaşım” ekibi, hikâyesini Sivil Düşün’ün ayni desteğiyle belgesele dönüştürüyor. İlk gösterim Antalya’da yapılıyor.

Burada desteklenen her çalışma, başka insanların da yararlanabileceği bir deneyim bırakıyor.

Bir yöntem öğreniliyor. Bir hikâye kayda geçiyor. Bir hak talebi daha anlaşılır hâle geliyor. Başka bir şehirde aynı meseleyle uğraşan biri, sıfırdan başlamak zorunda kalmıyor.

Bence bu, Türkiye sivil toplumunun ortak hafızasına yapılan önemli bir katkı.

Bir de faaliyet raporlarında bütünüyle görünmeyen karşılaşmalar var.

Sivil Düşün’ün kendi düzenlediği forumlar, eğitimler, yuvarlak masa toplantıları ve ortak öğrenme alanları; farklı şehirlerden, farklı hak alanlarından sivil toplumcuları bir araya getiriyor. Programın çalışma yaklaşımında bu karşılaşmaların yeni fikirleri ve iş birliklerini beslemesi de açıkça yer alıyor.

Bu buluşmaların değerini, sivil toplumda çalışanlar iyi bilir.

Yerelde bazen aynı birkaç kişiyle, sınırlı kaynaklarla, birbirini tekrar eden sorunların içinde çalışırsınız. Başka bir şehirde sizinle benzer güçlükleri aşmaya çalışan bir ekibi tanımak bile bakışınızı değiştirebilir.

Bir oturumda dinlediğiniz deneyim, kendi çalışmanızda kullanabileceğiniz bir yönteme dönüşebilir. Bir masa etrafındaki sohbet, ortak bir eğitim fikri doğurabilir. Bir kahve arasında tanıştığınız kişi, aylar sonra birlikte başvuru hazırladığınız bir ortağınız olabilir.

Bunlar her buluşmada kendiliğinden gerçekleşmez. Fakat gerçekleşebilmeleri için önce insanların karşılaşabileceği bir ortam gerekir.

Sivil Düşün’ün etkinliklerini bu nedenle Türkiye sivil toplumu için önemli bir ulusal ağ kurma ve iş birliği zemini olarak görüyorum.

Üstelik farklı hak alanlarının birbirini duyması da başlı başına değerlidir. Çevre alanında çalışan bir örgütün engelli hakları deneyiminden, gençlik örgütünün kadın hareketinin birikiminden, yerel bir inisiyatifin başka bir bölgedeki savunuculuk yönteminden öğreneceği çok şey var.

Bu temaslar, kendi meselemize daha geniş bakabilmemizi sağlıyor. Kendi etkinliğimizi daha erişilebilir tasarlamayı, karar süreçlerimizi daha katılımcı kurmayı, kullandığımız dili yeniden düşünmeyi öğrenebiliyoruz.

Sivil Düşün’ün bir başka önemli katkısı da başlangıç aşamasındaki insanlara yer açması.

Destek çerçevesinde sivil toplum örgütlerinin yanında bireysel aktivistler, platformlar, inisiyatifler, ağlar ve topluluklar da bulunuyor. Başvuruların Türkçe, Kürtçe, Arapça veya İngilizce hazırlanabilmesi, farklı kesimlerin erişimi açısından anlamlı. Ayni destekle birlikte uzman desteğinin sunulması da fikrin uygulanabilir bir çalışmaya dönüşmesine yardımcı oluyor.

Sivil toplumun gelişmesi için yeni insanların başlayabilmesi gerekir. Henüz profesyonel bir ekibi, yerleşmiş bir kurumsal yapısı veya geniş bir çevresi bulunmayanların da haklar için harekete geçebilmesi gerekir.

Sivil Düşün’ü, bu ilk adımları kolaylaştıran önemli destek noktalarından biri olarak görüyorum.

İlk başvurusunu hazırlayan kişi, aynı zamanda fikrini sınamaya başlıyor: Hangi hakkı savunuyorum? Kimlerin katılımına ihtiyacım var? Kime ulaşmak istiyorum? Çalışmamın ardından neyin değişmesini bekliyorum?

Bu sorularla düşünmeyi öğrenmek, sonraki çalışmalar için de kalıcı bir kazanım olabilir.

Programın “güçlen”, “etkile”, “duyur” ve “geliştir” başlıkları altında örgütlenmeden savunuculuğa, iletişimden yeni beceriler edinmeye uzanan yaklaşımı da bu açıdan anlamlı. Sivil toplumun ihtiyacı, çalışmasını yapabilmek kadar onu daha etkili ve sürdürülebilir biçimde yürütebilmek.

Bu anlayışın hayata geçmesindeki ekip emeğini de görünür kılmak gerekiyor.

Dilek Ertükel liderliğindeki Sivil Düşün ekibinin katkısını, sahadan gelen ihtiyaçları dinleyen ve farklı deneyimleri buluşturan bu çalışma yaklaşımı içinde değerlendiriyorum. Ertükel’in insan hakları, demokratik yönetişim ve kadınların güçlenmesi alanlarındaki uzun yıllara dayanan deneyimi, programdaki liderliğine önemli bir birikim taşıyor.

Bir destek programıyla kurulan ilişkide insanın kendisini nasıl hissettiği önemlidir. Soru sorabilmek, ihtiyacını anlatabilmek, fikrini geliştirebilmek ve kendi emeğinin ciddiye alındığını görmek, devam etme isteğini besler.

Sivil Düşün’ün Instagram’daki “bence Sivil Düşün” çağrısına verilen yanıtlarda da bu ilişki hissediliyor. İlk belgeseline verilen desteği “ilk göz ağrısı” olarak anlatan da var; rehberlikten, kolaylaştırıcılıktan ve yol arkadaşlığından söz eden de.

Benim cevabım ise Alanya’daki bir derenin kıyısından başlayıp Türkiye’nin farklı yerlerindeki bu hikâyelere uzanıyor:

Bence Sivil Düşün, insanların kendi hayatları ve ortak gelecekleri hakkında söz söyleme cesaretinin imkânlarla buluşmasıdır.

Bu katkının değerini, bir çalışma tamamlandıktan sonra geride kalanlarda aramak gerekiyor.

Kendi hakkını daha iyi bilen bir insanda. Birbirini artık tanıyan iki örgütte. İlk deneyimini kazanmış bir aktivistte. Başka bir şehirde uygulanabilecek bir yöntemde. Yeni bir ortaklığa dönüşebilecek tanışıklıkta.

Türkiye sivil toplumunun gücü, ülkenin dört bir yanında sorumluluk alan insanların emeğiyle büyüyor. Bu emeğin görünür olmasına, gelişmesine ve birbirine ulaşmasına destek vermek, ortak geleceğimize yapılan bir yatırımdır.

Bir derenin kıyısında başlayan söz, başka şehirlerde karşılık bulabiliyorsa; bir insanın ilk adımı, başkalarının da yola çıkmasını kolaylaştırıyorsa, orada büyüyen bir sivil toplum vardır. Sivil Düşün’ün Türkiye’ye katkısı, tam da bu büyümeye açtığı alandadır.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

KYK Yurtlarında Yeni Düzenleme: İşletmelerin Maliyeti Hesaplanıyor, Peki Öğrencilerin İhtiyaçları?

HIZLI YORUM YAP

error: Content is protected !!