a

Türkiye’de Sivil Toplumun Bir Hafızası Yok Bir Proje Bitince Geriye Ne Kalıyor?

Türkiye’de sivil toplum alanında yıllar boyunca üretilen raporlar, projeler, araştırmalar ve deneyimler çoğu zaman kalıcı bir kurumsal hafızaya dönüşmüyor. Projeler bitiyor, web siteleri kapanıyor, ekipler dağılıyor ve aynı çalışmalar yıllar sonra yeniden yapılıyor. Bu yazı, sivil toplumda bilgi yönetimi, kurumsal hafıza, açık arşiv ve öğrenilen derslerin korunması ihtiyacını tartışıyor.

Türkiye’de sivil toplumun en büyük sorunlarından biri kaynak yetersizliği olabilir. Bir diğeri örgütlenme özgürlüğü, bir başkası insan kaynağı ya da sürdürülebilirliktir.

Fakat bütün bunların arasında fazla konuşulmayan başka bir sorun var:

Biz yaptığımız işi hatırlamıyoruz.

Daha doğrusu kurumlarımız hatırlamıyor.

Türkiye’de binlerce dernek, vakıf, inisiyatif, platform ve ağ her yıl yüzlerce proje yürütüyor. Araştırmalar yapılıyor, raporlar hazırlanıyor, çalıştaylar düzenleniyor, politika belgeleri yazılıyor, eğitim modelleri geliştiriliyor, saha verileri toplanıyor.

Sonra proje bitiyor.

Web sitesi kapanıyor.

Proje ekibi dağılıyor.

Dosyalar eski bir bilgisayarda kalıyor.

Google Drive klasörünün şifresini kimse hatırlamıyor.

Proje koordinatörü başka bir kuruma geçiyor.

Derneğin yönetimi değişiyor.

Beş yıl sonra aynı konuda yeni bir proje başlıyor.

Ve herkes yeniden şu cümleyi kuruyor:

“Öncelikle mevcut durumu anlamamız gerekiyor.”

Oysa mevcut durum belki beş yıl önce zaten anlaşılmıştı.

Sorun şu ki kimse nerede olduğunu bilmiyor.

Her proje yeniden Amerika’yı keşfediyor

Türkiye’de sivil toplum alanında çalışan hemen herkes benzer bir sahne yaşamıştır.

Bir kuruluş gençlerin yerel karar alma mekanizmalarına katılımını araştırır. Yüzlerce gençle anket yapılır, odak grup toplantıları düzenlenir, belediyelerle görüşülür ve kapsamlı bir rapor hazırlanır.

Üç yıl sonra başka bir kuruluş aynı şehirlerde benzer bir projeye başlar.

İlk faaliyet yine “ihtiyaç analizi”dir.

Yine anket yapılır.

Yine gençlere aynı sorular sorulur.

Yine belediyeler ziyaret edilir.

Yine “gençlerin karar alma süreçlerine yeterince katılamadığı” sonucuna ulaşılır.

Bu durum yalnızca gençlik alanında değil; kadın haklarında, engelli haklarında, mülteci çalışmalarında, iklim politikalarında, çocuk haklarında, yoksullukta, yerel yönetimlerde ve kültür-sanat politikalarında da karşımıza çıkıyor.

Elbette araştırmanın tekrarlanması her zaman kötü değildir. Toplum değişir, koşullar değişir, yeni veriye ihtiyaç duyulur.

Ama sorun araştırmanın tekrarlanması değil.

Önceki araştırmanın bilinmemesi.

Bir çalışmayı beş yıl sonra güncellemek bilimsel olarak son derece değerlidir.

Aynı çalışmanın beş yıl önce yapıldığından habersiz yeniden yapılması ise kurumsal hafıza problemidir.

Projelerin mezarlığı: kapanmış internet siteleri

Sivil toplum hafızasının en görünür kayıplarından biri proje internet siteleridir.

Bir proje başlar.

Logo hazırlanır.

Alan adı satın alınır.

Web sitesi kurulur.

“Kaynaklar”, “Yayınlar”, “Araştırmalar”, “Politika Belgeleri” bölümleri oluşturulur.

Projeye onlarca belge yüklenir.

Sonra proje sona erer.

Bir yıl sonra hosting yenilenmez.

İki yıl sonra alan adı boşa düşer.

Beş yıllık çalışma internetten neredeyse tamamen silinir.

Bir zamanlar on binlerce euro harcanarak oluşturulan bilgi birkaç bin liralık hosting ücreti ödenmediği için yok olur.

Bu yalnızca teknik bir sorun değildir.

Bu, doğrudan bilgi yönetimi sorunudur.

Bir proje kapanabilir.

Ama o projede üretilen bilgi neden kapanıyor?

Bir fon dönemi sona erebilir.

Ama yüzlerce insanın katkısıyla oluşturulan bir araştırma neden dijital dünyadan siliniyor?

Bir çalışan kurumdan ayrılabilir.

Ama o çalışanın bilgisayarındaki kurumsal bilgi neden onunla birlikte kurumdan ayrılıyor?

Kurumsal hafızamız kişilerden oluşuyor

Türkiye’de birçok sivil toplum kuruluşunda arşiv sistemi aslında bir insanın hafızasıdır.

“2019’daki projenin raporu nerede?”

Ayşe Hanım biliyor.

“Belediyeyle yaptığımız protokol nerede?”

Mehmet Bey’in eski bilgisayarında olabilir.

“Geçen dönem fon başvurusunda kullandığımız bütçe nerede?”

Eski proje koordinatörünün Drive hesabında.

“Bu kurumla daha önce görüşmüş müydük?”

Başkan hatırlıyor olabilir.

Böyle kurumlarda bir kişi ayrıldığında yalnızca çalışan kaybedilmez.

Bazen beş yıllık kurumsal hafıza da kaybedilir.

Bu nedenle sivil toplum kuruluşlarında “vazgeçilmez insanlar” ortaya çıkar.

Aslında sorun insanların vazgeçilmez olması değildir.

Sorun, bilginin kurumsallaşamamasıdır.

İyi bir kurumda insanlar değişebilir.

Yönetimler değişebilir.

Proje ekipleri değişebilir.

Ama kurumun hafızası kalmalıdır.

Bir de fon hafızamız yok

Meseleyi yalnızca STK’lara yüklemek de doğru olmaz.

Fon veren kurumların oluşturduğu bilgi de büyük ölçüde parçalı durumda.

Türkiye’de son 20 yılda sivil toplum alanına yüzlerce farklı program üzerinden ciddi miktarda kaynak aktarıldı.

Binlerce proje desteklendi.

Bu projelerin sonunda binlerce rapor, araştırma, eğitim materyali, rehber, politika önerisi ve veri seti üretildi.

Peki bugün şu basit soruya cevap verebiliyor muyuz?

Türkiye’de son 15 yılda gençlerin yerel yönetime katılımı konusunda hangi projeler desteklendi ve bu projeler ne üretti?

Muhtemelen bunun cevabını tek bir yerde bulamayız.

Kadınların yerel siyasete katılımı konusunda?

Engelli gençlerin istihdamı konusunda?

İklim adaleti konusunda?

Çocukların karar alma mekanizmalarına katılımı konusunda?

Mültecilerin sosyal uyumu konusunda?

Her fon programının kendi arşivi var.

Bazılarının eski internet sayfaları duruyor.

Bazıları kapanmış.

Bazı proje raporları PDF olarak bulunabiliyor.

Bazılarının sadece proje adı kalmış.

Bazıları için ise internette neredeyse hiçbir iz yok.

Oysa fon veren kuruluşlar açısından en kıymetli varlıklardan biri tam da bu bilgi birikimi olmalı.

Çünkü fonlama yalnızca faaliyet üretmez.

Bilgi üretir.

Ve bilgi saklanmadığında aynı sorunlara tekrar tekrar para harcanır.

Aynı çalıştayı kaç kez yaptık?

Sivil toplumun hafıza sorununu anlamanın en kolay yollarından biri geçmiş projelerin faaliyetlerine bakmaktır.

Çalıştay.

Odak grup.

İhtiyaç analizi.

Paydaş toplantısı.

Kapasite geliştirme eğitimi.

Politika belgesi.

Savunuculuk toplantısı.

Kapanış konferansı.

Bunların her biri gerekli olabilir.

Ama bazen aynı şehirde, aynı konuda, aynı paydaşlarla yıllar boyunca birbirine çok benzeyen toplantılar yapıyoruz.

Her toplantıda ortaya çıkan öneriler de çoğu zaman birbirine benziyor:

“Yerel yönetimlerle iş birliği artırılmalı.”

“Gençlerin karar alma süreçlerine katılımı güçlendirilmeli.”

“Kurumlar arasında koordinasyon sağlanmalı.”

“Veri temelli politika geliştirilmelidir.”

“STK’ların kapasitesi artırılmalıdır.”

Bunların yanlış olduğunu söylemiyorum.

Tam tersine, çoğu doğru.

Ama belki artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Bu öneriyi ilk kez hangi yıl yazdık?

Ve daha önemlisi:

O günden bugüne ne değişti?

Asıl hafıza burada başlıyor.

Sadece ne yaptığımızı değil, yaptığımız şeyin ne sonuç verdiğini de izleyebilmek gerekiyor.

Sivil toplum faaliyet raporları da hafıza üretmiyor

Birçok kuruluş faaliyet raporu yayımlıyor.

Bu iyi bir şey.

Fakat faaliyet raporlarımızın önemli bir bölümü şu mantıkla hazırlanıyor:

“Mart ayında 30 kişinin katılımıyla eğitim düzenlendi.”

“Mayıs ayında paydaş toplantısı gerçekleştirildi.”

“Haziran ayında rapor yayımlandı.”

“Temmuz ayında farkındalık kampanyası yapıldı.”

Bunlar faaliyet kaydıdır.

Ama kurumsal hafıza değildir.

Hafıza şu sorulara da cevap vermelidir:

Ne öğrendik?

Neyi yanlış yaptık?

Hangi yöntem işe yaramadı?

Hangi kurumla iş birliği sürdürülemedi?

Katılımcılar ne söyledi?

Projenin başlangıcındaki varsayımlarımızdan hangileri yanlış çıktı?

Bir sonraki proje aynı konuda yapılacaksa neyi farklı yapmalıyız?

Sivil toplumda başarısızlıklarımızı kaydetmediğimiz için yalnızca başarı hikâyelerini arşivliyoruz.

Bu da eksik bir hafıza yaratıyor.

Bir proje hedefine ulaşmadıysa bunu saklamak yerine yazmak gerekir.

Çünkü başka bir kurumun aynı hatayı yapmasını engellemek de toplumsal faydadır.

Çalışanlar gidiyor, bilgi de gidiyor

Sivil toplum sektöründe çalışan devir hızı yüksek.

Bir proje uzmanı iki yıl bir kurumda çalışıyor, sonra başka bir kuruma geçiyor.

Bir koordinatör proje bitince işsiz kalıyor.

Bir iletişim sorumlusu başka sektöre geçiyor.

Bir yönetim kurulu değişiyor.

Her değişimde kurumun görünmeyen bilgi sermayesinin bir bölümü de kayboluyor.

Örneğin bir proje koordinatörü üç yıl boyunca bir şehirdeki kamu kurumlarıyla ilişkiler geliştirmiş olabilir.

Hangi müdürlük hangi konuda çalışıyor?

Hangi belediye birimiyle iletişim kurulmalı?

Hangi paydaş toplantıya gelir?

Hangi kurumla geçmişte sorun yaşandı?

Hangi yöntem yerelde işe yarıyor?

Bunların hiçbiri çoğu zaman raporlarda yazmaz.

O kişi kurumdan ayrıldığında yeni çalışan sıfırdan başlar.

Altı ay boyunca yeniden telefon numaraları toplar.

Yeniden kurumları ziyaret eder.

Yeniden ilişki kurmaya çalışır.

Aslında burada kaybettiğimiz sadece zaman değildir.

Kurumsal sermayedir.

Hafızasızlık güç ilişkilerini de görünmez kılıyor

Sivil toplum hafızasının eksikliği daha politik bir sonuç da doğuruyor.

Unutuyoruz.

Beş yıl önce hangi kamu kurumu ne söz verdi?

Hangi belediye hangi taahhütte bulundu?

Hangi politika belgesinde hangi hedef yer aldı?

Hangi kurum “bunu yapacağız” dedi?

Takip etmiyoruz.

Çünkü elimizde kronolojik bir kayıt yok.

Böyle olunca savunuculuk da sürekli başlangıç noktasına dönüyor.

Yeni yönetici geliyor.

Yeni toplantı yapılıyor.

Yeni sunum hazırlanıyor.

Sorun yeniden anlatılıyor.

Oysa güçlü bir sivil toplum şöyle konuşabilmeli:

“2019 yılında bu konuda şu taahhütte bulundunuz. 2022 stratejik planında şu hedefi koydunuz. 2024 toplantısında şu sözü verdiniz. Bugün 2026 ve gösterge hâlâ gerçekleşmedi.”

İşte kurumsal hafıza burada bir arşiv olmaktan çıkıp savunuculuk aracına dönüşüyor.

Hafıza aynı zamanda güçtür.

Hatırlayan toplum hesap sorabilir.

Unutan toplum ise her toplantıya sıfırdan başlar.

Bazen aynı insanlar bile birbirlerinin ne yaptığını bilmiyor

Sivil toplum ekosisteminin başka bir problemi de bilgi adacıkları.

İstanbul’daki bir kuruluş Antalya’da yapılan çalışmayı bilmiyor.

Antalya’daki kuruluş Diyarbakır’daki modeli bilmiyor.

Gençlik alanında çalışanlar kadın örgütlerinin geliştirdiği katılım yöntemlerinden haberdar değil.

Engelli hakları örgütlerinin erişilebilirlik konusunda yıllardır geliştirdiği araçlar başka alanlarda yeniden keşfediliyor.

Çevre örgütlerinin yerel savunuculuk deneyimi gençlik örgütlerine aktarılmıyor.

Oysa sivil toplumun en büyük gücü birbirinden öğrenebilmesi olmalı.

Bugün iyi bir proje tasarlamak isteyen bir kuruluşun ilk işi Google’da onlarca farklı kelimeyle arama yapmak olmamalı.

Şunu yazabilmeliyiz:

“Antalya’da son on yılda gençlik katılımı konusunda yapılan çalışmalar.”

Ve karşımıza proje isimleri, kuruluşlar, raporlar, çıktılar, yöntemler ve öğrenilen dersler çıkmalı.

Bugün böyle bir altyapımız yok.

Sivil toplumun Wikipedia’sı neden yok?

Belki biraz iddialı bir soru ama sormamız gerekiyor.

Türkiye’de sivil toplumun ortak bilgi altyapısı neden hâlâ bu kadar zayıf?

Bir kuruluşun geçmiş projelerini görebileceğimiz,

bir temada yapılmış bütün araştırmaları tarayabileceğimiz,

eski proje raporlarına erişebileceğimiz,

hibe programlarının geçmiş desteklerini inceleyebileceğimiz,

yerel iyi uygulamaları görebileceğimiz,

kurumlar arası iş birliklerini takip edebileceğimiz,

proje sonuçlarını karşılaştırabileceğimiz

ortak bir dijital hafıza neden yok?

Böyle bir sistem yalnızca akademisyenlerin işine yaramaz.

Fon verenlerin de işine yarar.

Proje yazanların da.

Gazetecilerin de.

Kamu kurumlarının da.

Araştırmacıların da.

STK çalışanlarının da.

En önemlisi yeni kurulan küçük yerel örgütlerin işine yarar.

Çünkü bilgiye erişimdeki eşitsizlik aynı zamanda sivil toplum içerisindeki güç eşitsizliğidir.

Büyük kuruluşların eski çalışanları, danışmanları, kurumsal ağları ve arşivleri var.

Küçük bir Anadolu kentinde yeni kurulmuş bir dernek ise çoğu zaman her şeyi sıfırdan öğreniyor.

Ortak hafıza bu eşitsizliği azaltabilir.

Her proje bütçesinde “hafıza payı” olmalı

Belki fon programları artık yeni bir standart getirmeli.

Her projenin bütçesinde küçük de olsa bir bilgi koruma ve açık erişim kalemi bulunmalı.

Proje bittikten sonra:

Raporların kalıcı bir dijital arşive aktarılması,

kullanılan metodolojilerin yayımlanması,

anonimleştirilebilen veri setlerinin açık hale getirilmesi,

eğitim materyallerinin saklanması,

proje web sitelerinin kalıcı biçimde arşivlenmesi,

proje sonunda “öğrenilen dersler” belgesinin hazırlanması

standart hale getirilebilir.

Fon verenler yalnızca şunu sormamalı:

“Kaç kişiye ulaştınız?”

Bir soru daha sormalı:

“Bu projeden geriye ne kalacak?”

Çünkü projenin gerçek sürdürülebilirliği bazen yeni bir proje bulmak değildir.

Üretilen bilginin on yıl sonra bile kullanılabiliyor olmasıdır.

Her STK’nın bir dijital kasası olmalı

Bu mesele aslında çok pahalı teknolojiler de gerektirmiyor.

Orta büyüklükte bir sivil toplum kuruluşunun bile basit bir kurumsal arşiv politikası olabilir.

Her proje için standart klasör yapısı.

Tüm sözleşmeler.

Başvurular.

Raporlar.

Fotoğraflar.

Katılımcı verileri — elbette kişisel veriler korunarak.

Basın görünürlüğü.

Toplantı notları.

Üretilen yayınlar.

Paydaş listeleri.

Öğrenilen dersler.

Proje sonrası değerlendirme.

Ve bütün bunların kimin kişisel hesabında olduğu değil, kurumun kontrol ettiği sistemlerde saklanması.

Aslında mesele teknoloji değil.

Kurum kültürü.

Bir de “başarısızlık arşivine” ihtiyacımız var

Belki de sivil toplumun en kıymetli ama en az tuttuğu kayıt budur.

Başarısızlık.

Her proje başarı hikâyesi değildir.

Bazı toplantılara kimse gelmez.

Bazı kampanyalar beklenen ilgiyi görmez.

Bazı belediyeler verilen sözleri tutmaz.

Bazı yöntemler hedef grupta karşılık bulmaz.

Bazı ortaklıklar işlemez.

Bazı projeler yanlış varsayımlarla tasarlanır.

Bunları yazmaktan korkuyoruz.

Çünkü fon verenlerin bizi başarısız göreceğini düşünüyoruz.

Oysa öğrenen bir sektör olmak istiyorsak şunu söyleyebilmeliyiz:

“Bunu denedik. Olmadı. Sebebi buydu. Siz yapacaksanız şöyle yapın.”

Düşünün.

Türkiye genelindeki STK’ların yalnızca başarılı uygulamalarını değil, işe yaramayan yöntemlerini deokuyabildiğimiz bir veri tabanı olsa ne kadar zaman ve kaynak tasarrufu sağlanırdı?

Belki de gerçek kurumsal olgunluk başarılarımızı sergilemek değil, hatalarımızı gelecek kuşakların kullanımına bırakabilmektir.

Hafızayı sadece geçmiş için değil, gelecek için kurmalıyız

Sivil toplum hafızası nostalji değildir.

Eski fotoğrafları arşivlemekten ibaret değildir.

Hafıza geleceğin altyapısıdır.

Türkiye’de önümüzdeki yıllarda iklim krizi, yapay zekâ, göç, demografik dönüşüm, genç işsizliği, afetler, toplumsal kutuplaşma ve demokratik katılım gibi devasa meselelerle uğraşacağız.

Bu sorunların hiçbiri bir proje döneminde çözülemez.

Üç aylık, altı aylık, on iki aylık projelerle otuz yıllık sorunlara müdahale ediyoruz.

Dolayısıyla her yeni projenin kendinden önceki çalışmanın üzerine bir tuğla koyması gerekiyor.

Bugün ise bazen aynı tuğlayı tekrar tekrar üretiyoruz.

Bir gün biri şu soruyu soracak

Belki 2035 yılında genç bir araştırmacı Türkiye’de sivil toplumun 2020’li yıllardaki dönüşümünü incelemek isteyecek.

COVID sonrası sivil toplum nasıl değişti?

6 Şubat depremlerinden sonra hangi sivil modeller ortaya çıktı?

Gençlik örgütleri nasıl dönüştü?

İklim hareketi nasıl büyüdü?

Yerel yönetimlerle STK ilişkisi nasıl değişti?

Türkiye’deki fon ekosistemi hangi dönüşümlerden geçti?

Bugün ürettiğimiz bilgi korunmazsa o araştırmacının karşısına büyük bir boşluk çıkacak.

Instagram gönderileri.

Kapanmış web siteleri.

Çalışmayan bağlantılar.

Silinmiş PDF’ler.

Eski çalışanların hatıraları.

Ve belki birkaç kişinin bilgisayarında unutulmuş klasörler.

Bu, Türkiye sivil toplumunun hak ettiği miras değil.

Artık projeler değil, birikim üretmeliyiz

Belki de sivil toplum alanında başarı kavramını yeniden düşünmenin zamanı geldi.

Başarılı kuruluş en fazla proje yapan kuruluş mudur?

En fazla bütçe yöneten mi?

En çok takipçisi olan mı?

En fazla etkinlik düzenleyen mi?

Yoksa kendisinden sonra gelenlerin daha ileri bir noktadan başlamasını sağlayan mı?

Ben ikincisinin çok daha kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü güçlü bir sivil toplum yalnızca faaliyet yapan değil, bilgi biriktiren sivil toplumdur.

Kurumlarımız değişebilir.

İnsanlar değişebilir.

Fon programları bitebilir.

Projeler kapanabilir.

Ama üretilen bilgi kalmalıdır.

Belki de bundan sonra her projenin sonunda kendimize tek bir soru sormalıyız:

“Beş yıl sonra biri bu konuda çalışmaya başladığında, bizim bugün öğrendiklerimizi bulabilecek mi?”

Cevabımız hayırsa, aslında projemiz henüz tamamlanmamış demektir.

Çünkü sivil toplum yalnızca bugünü değiştirmek için çalışmaz.

Kendisinden sonra gelecek olanlara daha güçlü bir başlangıç noktası bırakmak için de çalışır.

Ve bunu yapmanın ilk şartı şudur:

Hatırlamak.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Sezai Hazır’ın En Büyük Eseri Habitat Değildi: Bizdik

HIZLI YORUM YAP

error: Content is protected !!