a

COP31 Antalya’da Olacak; Türkiye Geçmişiyle de Yüzleşmeli

Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olması elbette önemli. Antalya’da dünya iklim diplomasisinin en kritik aktörleri bir araya gelecek. Devlet başkanları, bakanlar, müzakere heyetleri, uluslararası kuruluşlar, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileri aynı masanın etrafında buluşacak.

Ama Türkiye için asıl mesele şu: COP31 yalnızca bugünün diplomatik başarısı olarak mı görülecek, yoksa geçmişin iklim politikalarıyla yüzleşmek için de bir fırsata mı dönüşecek?

Çünkü Türkiye’nin iklim hikâyesi bugünden başlamıyor.

Yıllar boyunca çevre meselesi çoğu zaman kalkınma politikalarının arkasında kaldı. Enerji arz güvenliği denildiğinde kömür, büyüme denildiğinde inşaat, sanayi denildiğinde yüksek karbonlu üretim modeli öne çıktı. İklim krizi ise uzun süre “geleceğin sorunu” gibi ele alındı. Oysa bugün yaşadığımız kuraklık, seller, orman yangınları, aşırı sıcaklar, hava kirliliği ve su stresi bize çok açık bir şey söylüyor: İklim krizi artık geleceğin değil, bugünün meselesi.

Türkiye, Paris Anlaşması’nı 2016’da imzaladı ancak anlaşmanın TBMM’de onaylanması 2021’i buldu. Aynı süreçte 2053 net sıfır emisyon hedefi açıklandı. Bu, Türkiye’nin iklim politikalarında yeni bir dönem iddiasıydı. Ancak hedef açıklamak ile dönüşümü gerçekleştirmek arasında büyük bir mesafe var. 

Bugün Türkiye’nin önünde tam da bu mesafe duruyor.

Bir yanda 2053 net sıfır hedefi, diğer yanda fosil yakıtlara bağımlı enerji sistemi. Bir yanda yeşil dönüşüm söylemi, diğer yanda kömürden çıkış takviminin hâlâ netleşmemiş olması. Bir yanda uluslararası iklim liderliği iddiası, diğer yanda yerel halkın, gençlerin, kadınların, emek örgütlerinin ve çevre savunucularının karar süreçlerine ne kadar dahil edildiği sorusu.

2025’te kabul edilen Türkiye’nin ilk İklim Kanunu, bu açıdan önemli bir dönüm noktasıydı. Kanun; 2053 net sıfır hedefi, iklim yönetişimi ve emisyon ticaret sistemi için yasal bir çerçeve oluşturdu. Ancak kanunların değeri, yalnızca Resmî Gazete’de yayımlanmalarıyla değil, sahada nasıl uygulandıklarıyla ölçülür. 

Şimdi COP31 bu tabloya yeni bir anlam katıyor.

OP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. Hazırlık sürecinde taraflar, gözlemciler ve paydaşlarla açık ve kapsayıcı bir süreç yürütülmesi hedefleniyor. Bu ifade kulağa güzel geliyor; fakat Türkiye sivil toplumu açısından asıl mesele, bu kapsayıcılığın kâğıt üzerinde kalıp kalmayacağıdır. 

Çünkü Türkiye’de sivil toplumun iklim meselesinde söyleyecek çok sözü var.

Kömür bölgelerinde çalışan işçilerin geleceği, termik santral çevresinde yaşayan insanların sağlığı, kuraklıkla mücadele eden çiftçilerin geçimi, afet riski altındaki kentlerin güvenliği, enerji yoksulluğu yaşayan hanelerin yükü, gençlerin gelecek kaygısı ve kadınların kriz dönemlerinde artan bakım emeği bu tartışmanın merkezinde olmalı.

İklim politikası yalnızca karbon hesabı değildir. Aynı zamanda adalet meselesidir.

Bu nedenle COP31, Türkiye için yalnızca dışarıya verilecek bir “iklim liderliği” mesajı olmamalı. İçeride de gerçek bir dönüşümün kapısını aralamalı. Türkiye eğer Antalya’da dünyaya güçlü bir mesaj vermek istiyorsa, bunu yalnızca zirve salonlarında değil; kömür havzalarında, sanayi kentlerinde, tarım alanlarında, afet bölgelerinde ve yerel yönetimlerde de göstermeli.

Sivil toplumun görevi de tam burada başlıyor.

Türkiye’deki STK’lar COP31 sürecini yalnızca takip eden değil, şekillendiren aktörler olmalı. İklim finansmanının nereye harcanacağını sormalı. Kömürden çıkış için adil ve takvimli bir plan talep etmeli. Enerji dönüşümünün işçileri ve yerel halkı mağdur etmemesi için mekanizmalar önermeli. Gençlerin, kadınların, yerel toplulukların ve hak temelli örgütlerin karar süreçlerine gerçek katılımını savunmalı.

Türkiye’nin geçmişi bize gecikmiş adımları gösteriyor. Bugünü ise artık bekleme lüksümüz olmadığını söylüyor.

Asıl başarı, zirvenin sonunda çekilecek fotoğraflarda değil, Türkiye’nin iklim politikalarında yaratacağı kalıcı değişimde aranmalı.

Çünkü mesele yalnızca “Türkiye COP’a ev sahipliği yaptı” demek değil.

Mesele şu soruya dürüstçe cevap verebilmek:
Türkiye, COP31’i geçmişin eksiklerini kapatmak ve geleceğin adil iklim politikasını kurmak için kullanabilecek mi?

Eğer bu süreç sivil toplumun katılımıyla, yerelin sesiyle ve adalet talebiyle güçlenirse COP31 gerçekten bir başlangıç olabilir.

Aksi halde Antalya’da büyük bir zirve yapılır; ama geriye yalnızca iyi aydınlatılmış salonlar, güçlü cümleler ve cevapsız sorular kalır.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

94 STK’dan COP31’e Net Çağrı: Fosil Yakıtlardan Çıkış Ertelenemez

HIZLI YORUM YAP

error: Content is protected !!