a

Gençler Siyasetten Değil, Biçiminden Uzaklaşıyor

Gençler siyaseti terk etmiyor; güven kaybı ve etkisiz kurumlar nedeniyle hak savunuculuğu ve doğrudan katılım yollarına yöneliyor.

Gençlerin klasik siyasete mesafe koyması apolitikleşme değil; etkisiz, kapalı ve güvensiz görülen mekanizmalara karşı daha doğrudan, hak temelli ve sonuç odaklı katılım biçimlerine yönelmesidir.

Gençlerin siyasetten uzaklaştığı sıkça söyleniyor. Oysa bugün asıl mesele, gençlerin kamusal meselelerle ilgisini kaybetmesi değil; temsil, güven ve etki üretme kapasitesi zayıflayan klasik siyasal kanallara olan inancının aşınmasıdır. OECD verileri, gençlerin birçok ülkede hükümete daha az güvendiğini gösteriyor. 2021’de 18-29 yaş grubunda hükümete güven oranı yüzde 37 iken, bu oran 50 yaş üstünde yüzde 46’ya çıkıyordu. 

Aynı tablo Avrupa’da da görülüyor. Avrupa Parlamentosu Gençlik Anketi 2024 sonuçlarına göre 16-30 yaş arası gençlerin önemli bir bölümü kendilerini siyasetin dışında hissediyor; 70’i, AB’yi etkileyen kararlarda çok az ya da hiç söz sahibi olmadığını düşünüyor. Buna rağmen gençlerin kamusal meselelere ilgisi bitmiş değil. Tam tersine, oy verme, kampanya yürütme, dijital savunuculuk, gönüllülük ve toplumsal hak mücadeleleri gibi alanlarda yeni bir katılım dili oluşuyor. 

Temsil var, etki yok

Gençlerin klasik siyasete mesafesinin ilk nedeni, temsil kanallarının açık görünmesine rağmen karar süreçlerinde gerçek etkilerinin sınırlı kalmasıdır. UNESCO’nun 2026 Youth Report bulguları, birçok ülkede gençlere yönelik danışma mekanizmaları bulunsa da bunların çoğunun gerçek etkiye dönüşmediğini ortaya koyuyor. Rapora göre ülkelerin dörtte üçü istişare süreçleri olduğunu söylese de yalnızca her üç ülkeden birinde gençleri karar alma süreçlerine dahil eden resmi yapılar bulunuyor. Dahası, araştırmaya katılan gençlik örgütlerinin yüzde 40’tan fazlası resmi hükümet organları üzerinden yürüyen katılım süreçlerinden memnun olmadığını belirtiyor. 

Buradaki örnek çok açık: gençlerden görüş alınıyor, toplantılar yapılıyor, hatta gençlik kurulları kuruluyor; fakat karar önceden verilmişse katılım yalnızca görünüşte kalıyor. Bu durumda gençler siyaset kurumundan değil, etkisiz danışma tiyatrosundan uzaklaşıyor. Çıkarım net: gençlerin sorunu katılım isteksizliği değil, sembolik katılımın yarattığı hayal kırıklığıdır. 

Güvensizlik, ilgisizlikle karıştırılıyor

İkinci temel neden güvendeki aşınmadır. OECD, gençlerin neredeyse tüm incelenen ülkelerde yaşlı kuşaklara göre hükümete daha az güvendiğini vurguluyor. Kurumsal güven yalnızca yönetim kalitesiyle değil, siyasi sesinin duyulduğunu hissedip hissetmeme ve ekonomik güvencesizlikle de bağlantılı. OECD’ye göre hükümete güven, siyasi olarak söz hakkı hissetmeyen ve ekonomik kaygıları yüksek olan kesimlerde daha düşük seyrediyor. 

Bu nedenle gençlerin klasik partilere ya da kurumsal siyasete mesafesi “ilgisizlik” olarak okunmamalı. Gençler çoğu zaman siyaseti önemsiyor; fakat kendilerine kapalı, yavaş ve tepeden inme işleyen yapılara mesafe koyuyor. Nitekim AB düzeyinde 25 binden fazla gençle yapılan ankette gençlerin siyasi ve sivil faaliyetlere ilgisinin sürdüğü görülüyor; ayrıca 2024 EU Youth Report, gençlerin yüzde 70’ten fazlasının son seçimlerde oy kullandığını belirtirken, seçimlere katılımı sürdürmek için daha güçlü bağ kurma ihtiyacına da dikkat çekiyor. Yani sorun “gençler neden umursamıyor” değil; “kurumlar neden gençlerin güvenini koruyamıyor” sorusudur. 

Hak savunuculuğu daha somut geliyor

Üçüncü neden, hak temelli savunuculuğun gençlere daha doğrudan, ölçülebilir ve etik bir etki alanı sunmasıdır. Bir partiye yıllarca emek verip sonuç alamamakla, belirli bir konuda kampanya yürütüp görünür bir değişim yaratma ihtimali arasında ciddi bir fark vardır. UN kaynakları uzun süredir gençlerin yalnızca seçim dönemlerinde değil, toplumsal ve topluluk temelli katılım biçimleri içinde de aktif olduğunu vurguluyor. UNDP de gençlerin barış, seçim güvenliği, yurttaşlık eğitimi ve dijital katılım süreçlerinde önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor. 

Buradaki örnek dijital alan. Gençler çevrim içi kampanyalar, medya okuryazarlığı, topluluk inisiyatifleri ve konu bazlı ağlar üzerinden çok daha hızlı mobilize olabiliyor. UNESCO’nun medya ve bilgi okuryazarlığı odaklı çalışmaları ve gençlik katılımı çerçeveleri, gençlerin dijital araçları yalnızca ifade için değil, kolektif savunuculuk için de kullandığını gösteriyor. Bu da klasik siyasetin uzun prosedürlerine karşı daha çevik bir alan yaratıyor. Çıkarım şu: gençler siyaseti terk etmiyor; siyaseti partilerden, kürsülerden ve protokolden çıkarıp gündelik hayatın hak mücadelelerine taşıyor. 

Ne Yapmalı?

  1. Gençlik katılımı danışma düzeyinde bırakılmamalı; karar alma, bütçe ve izleme süreçlerine gerçek yetkiyle bağlanmalı. UNESCO’nun da işaret ettiği temel sorun, mekanizma varmış gibi görünmesi ama etkinin sınırlı kalmasıdır. 
  2. Siyasi partiler ve kamu kurumları gençlerle yalnızca seçim dönemlerinde değil, sürekli ve ölçülebilir diyalog mekanizmaları kurmalı. Güven, kampanya değil istikrar ister. OECD de anlamlı kamusal katılımın güveni güçlendirdiğini vurguluyor. 
  3. Gençlerin yalnızca oy veren değil, politika tasarlayan ve denetleyen aktörler olması için yerel ve ulusal düzeyde kurumsal alan açılmalı. Resmi gençlik yapıları yalnızca sembolik olmamalı. 
  4. Hak savunuculuğu, dijital yurttaşlık, medya okuryazarlığı ve toplumsal katılım alanları demokrasi eğitiminin merkezine alınmalı. Katılım sadece seçim bilgisiyle sınırlı tutulamaz. 
  5. Gençlere yönelik politikalar, “gençler gelecektir” klişesiyle değil, bugünün eşit paydaşları oldukları kabulüyle tasarlanmalı. Dünya Ekonomik Forumu’nun da altını çizdiği gibi, gençlerin sesi masada olmadığında kurumsal meşruiyet zayıflıyor.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Dünya Su Günü 2026: Tema “Su ve Toplumsal Cinsiyet”

HIZLI YORUM YAP

error: Content is protected !!