Türkiye’nin ev sahipliğinde 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31 için hazırlıklar hızlanıyor. Zirvenin ulaşımından konaklamasına, dijital altyapısından iletişim faaliyetlerine kadar son derece büyük bir operasyon yürütülecek. UNFCCC’nin resmî sayfalarında hazırlıkların; toplantı alanı, konaklama, ulaşım ve güvenlik gibi başlıklarda Türkiye ile koordinasyon içinde sürdürüldüğü belirtiliyor.
Bu büyüklükteki bir organizasyonun kamu kaynakları, uluslararası katkılar, hizmet sağlayıcılar ve özel sektör ortaklıkları olmadan yürütülmesi kolay değil.
Dolayısıyla tartışılması gereken mesele, şirketlerin COP31’de bulunup bulunmayacağıyla sınırlı değil.
Asıl mesele; hangi şirketin, hangi koşullarla, ne karşılığında ve ne ölçüde erişim elde ederek zirvenin parçası olacağıdır.
14 Temmuz 2026 itibarıyla UNFCCC’nin COP31 sayfalarında ve kamuoyuna açık resmî COP31 kaynaklarında; kesinleşen bütün kurumsal sponsorları, sponsorların nakdî ve ayni katkılarının değerini ve karşılığında elde edecekleri hakları tek bir sicilde gösteren kapsamlı bir listeye rastlanmıyor.
UNFCCC’nin COP31 sayfasında konferansın Antalya’da gerçekleştirileceği belirtilirken ayrıntılı bilgilerin daha sonra açıklanacağı ifade ediliyor. Resmî yan etkinlik ve sergi süreçlerinin takvimi ile tematik kategorilerinin de ilerleyen dönemde yayımlanacağı bildiriliyor.
Bu durum tek başına herhangi bir usulsüzlük, ayrıcalık veya çıkar çatışmasının bulunduğu anlamına gelmiyor.
Ancak geçmiş COP deneyimleri, sponsor isimlerinin yalnızca bir basın bülteniyle veya internet sitesine yerleştirilen logolarla açıklanmasının yeterli olmadığını gösteriyor.
Kamuoyunun şu soruların yanıtlarını bilme hakkı bulunuyor:
Çünkü bir şirketin logosunun zirvede görünmesi ile o şirketin zirvenin karar süreçlerine erişim kazanması aynı şey değildir. Kamuoyunun bilmesi gereken, logonun arkasındaki ilişkinin tamamıdır.
UNFCCC Sekretaryasının kurumsal ortaklıklarına ilişkin güncel bilgilendirme notu, ortaklıkların yazılı bir anlaşmaya dayanmasını; tarafların görevleri, kaynak katkıları, marka ve logo kullanımı ile şeffaflık hükümlerinin açık biçimde belirlenmesini öngörüyor. Güncel not, 2017 tarihli ortaklık kılavuzunun yerini almış durumda.
Bu ayrım önem taşıyor.
UNFCCC Sekretaryasının ortaklık kuralları, COP31 Türkiye Başkanlığının veya ev sahibi kurumların yapacağı bütün sponsorluk sözleşmelerini otomatik olarak düzenleyen tek bir küresel sponsorluk yasası değildir.
Bununla birlikte söz konusu kurallar, Birleşmiş Milletler iklim sistemi içinde kurumsal ortaklıklardan beklenen temel standartları ortaya koyuyor:
2017 tarihli kılavuzda, UNFCCC Sekretaryasıyla kurulan ortaklıkların özel veya ticari kazanç sağlamak amacıyla oluşturulmaması; ortaklara sekretaryanın yönetim ve karar alma süreçlerinde rol veya politikalarını etkileme hakkı vermemesi gerektiği açık biçimde ifade ediliyordu. Kılavuz aynı zamanda ortaklık ile mal ve hizmet alımları arasında bir “güvenlik duvarı” kurulmasını öngörüyordu.
Bu yaklaşımın COP31 için karşılığı son derece açık:
Sponsor olmak, tedarikçi seçilmenin kısa yolu olmamalıdır.
Maddi katkı sağlamak, karar vericilere erişim satın almak anlamına gelmemelidir.
Zirvenin logosunu kullanmak, şirketin bütün çevresel faaliyetlerinin onaylandığı izlenimini yaratmamalıdır.
Bir şirketin COP31’e finansman, ulaşım, teknoloji, enerji, konaklama, iletişim veya altyapı desteği vermesi tek başına çıkar çatışmasının kanıtı değildir.
Özel sektör; yenilenebilir enerji, düşük karbonlu teknoloji, ulaşım, finansman, dijital altyapı ve iklim uyumu alanlarında önemli bir role sahip.
Dahası, büyük ölçekli uluslararası bir organizasyonun bütün ihtiyaçlarının yalnızca kamu bütçesiyle karşılanması her zaman mümkün olmayabilir.
Ancak sorun şirketlerin varlığından çok, ilişkinin şeffaf olmamasıyla başlıyor.
Bir şirketin bir yandan yüksek emisyonlu yatırımlarını sürdürmesi veya büyütmesi, diğer yandan COP31 sponsorluğunu çevreci kimliğinin kanıtı gibi sunması yeşil aklama riskini doğurabilir.
Bir sponsorun karar vericilerle özel toplantılara katılması, tematik programları yönlendirmesi, konuşmacı seçiminde etkili olması veya yalnızca sponsor olduğu için ayrıcalıklı geçiş hakkı kazanması ise daha doğrudan bir çıkar çatışması tartışmasına yol açabilir.
Bir şirket hem sponsor, hem tedarikçi, hem konuşmacı, hem de kamu delegasyonunun parçası olduğunda ilişkinin dört ayrı yüzü oluşur. Bu ilişkiler birbirinden bağımsız biçimde açıklanmadığında kamuoyu, sponsorluğun nerede sona erdiğini ve etkinin nerede başladığını göremez.
İklim zirvelerindeki sponsorluk ve kurumsal etki tartışmaları yeni değil.
Coca-Cola’nın COP27’nin resmî sponsorlarından biri olarak açıklanması, şirketin tek kullanımlık plastiklerle bağlantılı çevresel etkileri nedeniyle sivil toplum kuruluşlarının tepkisine yol açtı.
Sponsorluk Avrupa Parlamentosunda yazılı soruya taşınırken, çevre örgütleri ilişkinin yeşil aklama riski taşıdığını savundu.
Bu örnek, sponsorluk tartışmasının yalnızca karbon emisyonlarıyla sınırlı olmadığını gösterdi.
Plastik üretimi, atık yönetimi, su kullanımı, tedarik zinciri ve şirketin kamuoyuna sunduğu sürdürülebilirlik iddiaları da kurumsal durum tespitinin parçası olmak zorunda.
COP29’da Azerbaycan devlet enerji şirketi SOCAR bünyesindeki SOCAR Green, resmî olarak “Enerji Dönüşümü Ortağı” ilan edildi.
SOCAR Green’in yenilenebilir enerji faaliyetleri öne çıkarılırken ana şirketin petrol ve doğal gaz faaliyetleri, ortaklığın iklim zirvesi üzerinden çevreci bir vitrin sağlayıp sağlamadığı tartışmasına neden oldu. COP29’un resmî kaynaklarında SOCAR Green’in zirvenin enerji dönüşümü ortağı olduğu açıkça yer aldı.
Buradaki temel ders şudur:
Bir şirket yalnızca yeşil iştirakinin faaliyetleri üzerinden değerlendirilmemelidir. Ana şirketin toplam yatırımları, gelir modeli ve uzun vadeli kapasite planları da incelenmelidir.
Global Witness tarafından yürütülen gizli araştırmada, COP29 yönetimindeki üst düzey bir yetkilinin kendisini yatırımcı olarak tanıtan araştırmacılarla Azerbaycan’daki petrol ve doğal gaz yatırımları hakkında temas kurulmasını kolaylaştırabileceği izlenimi veren ifadeler kullandığı ileri sürüldü.
Global Witness, COP29 ekibinin fosil yakıt yatırımlarına ilişkin görüşmeleri kolaylaştırdığını iddia etti. Bulgular uluslararası basında da geniş biçimde yer aldı. Bunlar bir yargı kararı değil, Global Witness’ın araştırmasına dayanan iddialardır.
Bu olay, sponsorluk görüşmeleri ile ticari yatırım fırsatlarının aynı temas zinciri içinde yürütülmesinin ne kadar ciddi bir güven sorunu doğurabileceğini ortaya koydu.
Kick Big Polluters Out koalisyonunun COP30 geçici katılımcı listesi üzerinden yaptığı analize göre fosil yakıt sektörüyle bağlantılı 1.600’den fazla kişi zirveye erişim sağladı.
Koalisyon, bunun yaklaşık her 25 katılımcıdan birine karşılık geldiğini açıkladı. Bu sayı Birleşmiş Milletlerin resmî bir “lobici” sınıflandırması değil; sivil toplum örgütlerinin katılımcıların kurumsal bağlantıları üzerinden oluşturduğu bir analizdir.
Transparency International ise COP29 katılımcılarının yaklaşık yüzde 15’inin kurumsal bağlantılarını açıklamadığını, açıklanmayan bağlantıların çoğunun devlet rozetleriyle katılan kişiler arasında bulunduğunu bildirdi. Kuruluş, UNFCCC sisteminde çıkar çatışması ve uygunsuz etkinin yönetimine ilişkin açık ve sistem genelinde geçerli kuralların hâlâ bulunmadığını belirtiyor.
Dolayısıyla yalnızca sponsor listesinin açıklanması yeterli değildir. Katılımcıların, delegelerin, danışmanların ve özel davetlilerin hangi kurumsal çıkarları temsil ettiği de görünür olmalıdır.
COP31 sponsorluğu tartışılırken yalnızca petrol, doğal gaz ve kömür şirketlerine odaklanmak eksik bir inceleme olur.
Türkiye açısından aşağıdaki sektörlerin tamamı farklı ölçülerde değerlendirilmelidir:
Bu sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin sponsor olması otomatik biçimde sakıncalı kabul edilmemeli.
Ancak değerlendirme yalnızca şirketlerin son dönemde duyurduğu güneş enerjisi projesine, elektrikli araç filosuna veya ağaçlandırma kampanyasına da indirgenmemeli.
Şirketlerin;
bir bütün olarak incelenmelidir.
Bir bankanın ofislerinde enerji tasarrufu yapması veya karbon ayak izini azaltması olumlu olabilir.
Ancak bankaların iklim üzerindeki esas etkisinin önemli bir bölümü finanse ettikleri projelerden kaynaklanır.
COP31’e sponsor olacak bir finans kuruluşu değerlendirilirken yalnızca şubelerinin enerji tüketimi değil; kömür santrallerine, doğal gaz altyapısına, madencilik faaliyetlerine ve yüksek emisyonlu yatırımlara sağladığı finansman da incelenmelidir.
COP31’in Antalya’da düzenlenecek olması, otelleri, havayolu şirketlerini, transfer hizmetlerini ve turizm gruplarını doğal sponsor adayları hâline getirebilir.
Ancak turizm sektörünün su tüketimi, kıyı yapılaşması, enerji kullanımı, atık üretimi, çalışan hakları ve bölgesel ekosistemler üzerindeki etkileri de değerlendirilmelidir.
Bir otelin delegelere oda sağlaması yalnızca lojistik destek değildir; COP31 markasıyla kurduğu ticari ve itibari ilişkinin de parçasıdır.
Bu nedenle konaklama sponsorlarının sağladığı oda sayısı, piyasa değeri, karşılığında elde ettiği görünürlük ve fiyatlandırma koşulları açıklanmalıdır.
Zirve kapsamında uçuşlar, kara ulaşımı, enerji tüketimi, geçici yapılar ve yoğun lojistik faaliyetlerinden önemli miktarda emisyon ortaya çıkacaktır.
COP31’in karbon ayak izinin ağaç dikimi veya karbon kredisi satın alınmasıyla “sıfırlandığı” ilan edilirse; kullanılan kredilerin kaynağı, ilave emisyon azaltımı sağlayıp sağlamadığı, kalıcılığı ve bağımsız doğrulaması kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Denkleştirme, gerçek emisyon azaltımının yerine geçirilmemelidir.
COP toplantılarında müzakerelerin yürütüldüğü resmî alanlar ile halka, şirketlere ve etkinliklere daha açık alanlar farklı işlevlere sahiptir.
Bu nedenle COP31’de bir şirketin;
aynı kategori altında değerlendirilmemelidir.
Bir şirket zirvenin resmî sponsoru olmayabilir ancak bir pavyonu, yan etkinliği, resepsiyonu, ulaşım hizmetini veya medya faaliyetini finanse ederek ciddi görünürlük ve erişim elde edebilir.
Bu nedenle hazırlanacak şeffaflık sicili yalnızca “resmî sponsorlar” başlığıyla sınırlı kalmamalıdır.
Çıkar çatışması yalnızca şirketler ve kamu kurumları bakımından ele alınmamalıdır.
COP31’e katılacak sivil toplum kuruluşları, düşünce kuruluşları, araştırma merkezleri, üniversiteler ve medya kuruluşları da zirve kapsamındaki faaliyetlerinin kimler tarafından finanse edildiğini açıklamalıdır.
Bir sivil toplum kuruluşunun yüksek emisyonlu bir şirketten destek alması, kuruluşun çalışmalarını otomatik olarak değersiz hâle getirmez.
Ancak bu mali ilişkinin gizli tutulması, kamuoyunun yayımlanan raporları, düzenlenen etkinlikleri ve savunulan politikaları sağlıklı biçimde değerlendirmesini engeller.
Şeffaflık talebi yalnızca başkalarına yöneltilemez. COP31’e katılan herkes, kendi finansmanını ve kurumsal bağlantılarını açıklamaya hazır olmalıdır.
COP31 sürecinde ulusal ve yerel medya kuruluşlarının özel yayınlar, stüdyolar, ekler, canlı yayınlar ve sponsorlu içerikler hazırlaması bekleniyor.
Bu yayınların hangi şirket veya kurumlar tarafından finanse edildiğinin açıkça belirtilmesi gerekiyor.
Bir şirket hakkında hazırlanan “iklim liderliği” içeriği ticari anlaşmanın parçasıysa, bunun bağımsız gazetecilik ürünü gibi sunulmaması gerekir.
Sponsorlu haberler, reklam dosyaları, marka iş birlikleri, seyahat ve konaklama destekleri açık biçimde işaretlenmelidir.
Çünkü iklim zirvesinde şeffaflık talep eden medyanın, kendi finansman ilişkilerini gizlemesi ciddi bir güven sorunu yaratır.
COP31 Türkiye Başkanlığı, sponsorluklar kesinleştiğinde kamuya açık ve düzenli güncellenen bir “COP31 Sponsorluk, Katkı ve Çıkar Çatışması Sicili” oluşturmalıdır.
Bu sicilde her sponsor ve kurumsal destekçi için en az şu bilgiler yer almalıdır:
Sicil yalnızca sponsorların isimlerini değil, ilişkinin ekonomik değerini ve sağlanan erişimin kapsamını da göstermelidir.
COP31 Türkiye Başkanlığı bünyesinde; hukukçular, iklim bilimciler, etik uzmanları, sivil toplum temsilcileri ve bağımsız denetçilerden oluşan bir kurul oluşturulabilir.
Bu kurul;
Şirketleri yalnızca organizasyon yönetiminin değerlendirdiği kapalı bir model yerine, bağımsız denetime açık bir sistem kurulması COP31’in güvenilirliğini güçlendirir.
Sivil Toplum Haber olarak COP31 Türkiye Başkanlığına, UNFCCC’ye, sponsor adaylarına, sivil toplum kuruluşlarına ve medya kuruluşlarına şu çağrıyı yapıyoruz:
COP31’e özel sektörün katılması kaçınılmaz olduğu kadar iklim dönüşümünün finansmanı açısından gerekli de olabilir.
Ancak sponsorluk hiçbir şirkete;
hakkı vermemelidir.
Antalya’da kurulacak her sahne, tahsis edilecek her araç, sağlanacak her oda, kullanılacak her dijital sistem ve görünür olacak her logo aynı soruyla değerlendirilmelidir:
Bu katkı iklim eylemini mi güçlendiriyor, yoksa COP31’in itibarı üzerinden bir kurumun kendi imajını mı güçlendiriyor?
COP31’in güvenilirliği yalnızca müzakere salonlarında alınacak kararlarla ölçülmeyecek.
Zirvenin kimler tarafından finanse edildiği, bu kurumların ne elde ettiği, hangi kapıların kimlere açıldığı ve hangi ilişkilerin kamuoyundan gizlenmediği de COP31’in mirasının parçası olacak.
Sivil Toplum Haber olarak kesinleşecek sponsorları, kurumsal ortakları, pavyon destekçilerini, yan etkinlik finansmanlarını ve olası çıkar çatışmalarını kamuya açık belgeler üzerinden takip edeceğiz.
Sponsorların yalnızca logolarına değil;
bakacağız.
Çünkü iklim zirvelerinde yalnızca masada hangi kararların alındığı değil, masayı kimin kurduğu, hesabı kimin ödediği ve masaya kimin ne kadar yaklaştırıldığı da bilinmelidir.
Sivil Toplum Haber olarak COP31’in ilan edilecek sponsorlarını, sponsorların çevresel sicillerini, bağlı şirketlerini, sağladıkları katkıları ve olası çıkar çatışmalarını kamuya açık belgeler üzerinden incelemeyi sürdüreceğiz.
Çünkü iklim zirvesinde yalnızca müzakere metinlerinin değil, masayı kimin kurduğunun da bilinmesi gerekiyor.
Bu haberde kullanılan “olası çıkar çatışması”, “yeşil aklama riski” ve “kurumsal etki” ifadeleri herhangi bir şirket, kurum veya kişi hakkında usulsüzlük tespiti anlamına gelmemektedir.
Değerlendirmeler; henüz açıklanmamış sponsorluk ilişkilerinde ortaya çıkabilecek risk alanlarını, geçmiş COP deneyimlerini ve uluslararası şeffaflık standartlarını kamuoyu adına tartışmaya açmayı amaçlamaktadır.
Sivil Toplum Haber, COP31 sponsorları ve ortakları açıklandığında ilgili şirket ve kurumların görüşlerine de yer vermeye hazırdır.
COP31’de Mikrofonu Kim Tutacak? Yan Etkinlikler Salon ve Bütçe Duvarına Çarpıyor
1
İklim Eyleminde Yeni Dönem: Ülkeleri Güçlendirecek Stratejik Anahtar Şeffaflık mı?
2
COP31’e STK Delegasyonu İçin Son Saatler: Süre Bu Gece 00.59’da Doluyor
3
Diyalizde Atık Su Geri Kazanıldı: İlk Ayda 46 Bin Litre Tasarruf Sağlandı
4
Değişim Elçileri Programı Antalya’da Başlıyor
5
COP31’in Görünmeyen Faturası: İklim Zirvesine Katılım Sivil Toplum İçin 1 Milyon TL’ye Dayandı
Fuat Keyman’ın Ardından 2 Yıl Geçti: Türkiye Onun Anlattığı Demokrasiyi Hâlâ Arıyor
e-Gençlik’ten 2010 Dünya Gençlik Kongresi Paylaşımı
KRE-AKT’ın Kazananları Açıklandı
ERC 2027 Consolidator Grant Başvuruları Açıldı
İsveç Sarayı’nda Teknoloji Buluşması
Engelli Hakları İçin Yeni Nesil Savunuculuk Projesi Gençlik Akademisi Tamamlandı
TTGV Öncül Proje Programı’nda İlk İmzalar Atıldı: Dört Teknoloji Projesi Hayata Geçirilecek
PACE Projesi’nin İlk Yerel Katılım Çalıştayı Hatay Defne’de Gerçekleştirildi
Hatay’da Denizel İstilacı Türlere Karşı Farkındalık Etkinliği Düzenlendi
EGED Engelli Hakları İçin Yeni Nesil Savunuculuk Gençlik Akademisi’ni Tamamladı