a

Gençler vitrinde değil, karar masasında olmalı…

Yazıda, yerelde belediyelere veya kent konseylerine bağlı gençlik merkezleri ile gençlik yapılanmalarında çoğu zaman çoğulculuk yerine “yakınlık” ilişkilerinin belirleyici olduğuna dair eleştiriler yer aldı. “Kendinden olanı seçme” yaklaşımının gençlik alanını kapsayıcılıktan uzaklaştırdığı, ideolojik farklılıklar üzerinden ayrımcılığın gençleri bir araya getirmek yerine birbirinden uzaklaştırdığı savunuldu. Bu nedenle katılımın büyümediği, kutuplaşmanın ise arttığı ifade edildi.

13 yıldır gençlik alanının içindeyim. Sahada, masada, toplantıda, projede, kriz anında, umut anında gençlerle birlikte oldum. Bu yüzden çok net bir cümle kuruyorum: Gençlerin karar alma süreçlerine katılımı hâlâ bu ülkenin en çok konuşulan ama en az içselleştirilen demokrasi başlıklarından biridir. Gençlerden sık sık “geleceğimiz” diye söz ediliyor; fakat iş karar almaya, yön vermeye, itiraz etmeye, önermeye ve değiştirmeye geldiğinde gençler çoğu zaman sadece alkışlayan, izleyen ya da vitrin süsü olarak görülen bir pozisyona itiliyor.

Oysa gençlik, bir protokol fotoğrafının arka planı değildir. Gençlik, belediye başkanlarının konuşmalarında anılıp geçilecek bir temenni alanı da değildir. Gençlik; kentin ulaşımından kültürüne, eğitiminden istihdamına, sosyal yaşamından çevre politikalarına kadar her başlıkta söz hakkı olan asli bir toplumsal aktördür. Yerel demokrasi dediğimiz şey, gençlere mikrofon uzatmak değil; onlara gerçek anlamda temsil, etki ve karar alanı açmaktır.

Ne yazık ki yerelde sık gördüğümüz tablo tam tersidir. Belediyeye bağlı ya da kent konseylerine bağlı gençlik merkezlerinde ve gençlik yapılanmalarında çoğu zaman çoğulculuk değil yakınlık esas alınıyor. Kendinden olan başkan, kendinden olan yönetim, kendinden olan çevre tercih ediliyor. Gençlik alanı kapsayıcılığın değil, sadakat testinin yapıldığı bir zemine dönüştürülüyor. Siyasi parti aidiyetleri, ideolojik farklılıklar ya da dünya görüşleri üzerinden ayrımcılık yapıldığında ise gençler bir araya gelmiyor; birbirinden uzaklaştırılıyor. Katılım büyümüyor, kutuplaşma büyüyor.

Bugün birçok yerde asıl sorun tam da burada başlıyor: Yerel gençlik karar alma mekanizması, gençleri kente bağlayan bir araç olmaktan çıkıp, bağlı bulunduğu yapıya bağlayan bir aparata dönüşüyor. Hangi yapıya bağlıysa gençlerden de oraya hizalanması bekleniyor. Böyle olunca bağımsız düşünen, eleştiren, öneren, itiraz eden, “başka bir yol da mümkün” diyen gençler ya dışarıda bırakılıyor ya da kendi kendini sansürlemeye zorlanıyor. Sonra da “gençler ilgisiz” deniyor. Hayır; gençler ilgisiz değil. Gençler, samimiyetsizliğe karşı mesafeli.

Üstelik bu yaklaşım yalnızca etik olarak yanlış değil; yerel yönetim anlayışının ruhuna da aykırı. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 76. maddesi, kent konseylerini katılım, saydamlık, hesap verebilirlik ve yerinden yönetim ilkelerini yaşatacak yapılar olarak tanımlıyor; ayrıca kent konseylerinin siyasi partiler, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, kamu kurumları ve diğer paydaşların katılımıyla işlemesini ve burada oluşan görüşlerin belediye meclisinin ilk toplantısında değerlendirilmesini öngörüyor. Yani kent konseyi mantığı, tek ses üretmek değil; farklı sesleri ortak akılda buluşturmaktır.

Tam da bu nedenle iyi uygulama örneklerini özellikle görünür kılmak gerektiğine inanıyorum. Bursa Kent Konseyi Gençlik Meclisi bu açıdan dikkat çekici bir örnek sunuyor. Resmi sayfasında bu yapı; gençlerin kent yönetimine aktif katılımı için kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, üniversite ve lise temsilcilerinin oluşturduğu demokratik bir meclis olarak tanımlanıyor. Aynı resmi sayfada başkan olarak Sudem Duran yer alıyor; Bursa Büyükşehir Belediyesi de 19 Ekim 2024 tarihli duyurusunda Duran’ın oy birliğiyle başkan seçildiğini açıkladı. 2024-2026 dönemi genel kurul hazirun listesi ise farklı öğrenci toplulukları, dernekler, meslek odaları, liseler ve farklı siyasi yapılardan gençlerin aynı çatı altında yer alabildiğini gösteriyor.

Benim açımdan Bursa örneğini kıymetli kılan şey tam da budur. Çünkü kapsayıcılık yalnızca güzel cümlelerle kurulmaz; kimin davet edildiğinde, kimin söz alabildiğinde, kimin dışarıda bırakılmadığında anlaşılır. Başkan Sudem Duran’ın yürüttüğü yaklaşımın gençleri ayırt etmeksizin sürece dahil etmeye dönük bir çizgi ortaya koyması, başka şehirler için de güçlü bir mesajdır: İstenirse gençlik alanı kutuplaştırmanın değil, birlikte üretmenin zemini olabilir. İstenirse farklı siyasi görüşlerden, farklı sosyal çevrelerden, farklı okullardan, farklı mahallelerden gençler aynı masada oturabilir. İstenirse gençlik meclisleri bir grubun vitrini değil, kentin ortak vicdanı olabilir.

Burada temel mesele şu: Yerel yönetimler gençlerden biat değil, katkı istemelidir. Gençlik merkezleri ve gençlik meclisleri, “bizden misin” sorusunun sorulduğu alanlar olmamalıdır. Oralar, “Bu kente ne katarsın” sorusunun sorulduğu alanlar olmalıdır. Bir gencin hangi partiye yakın olduğu değil, hangi soruna nasıl çözüm ürettiği önemsenmelidir. Bir gencin kimlerle fotoğraf verdiği değil, kent için nasıl bir fikir geliştirdiği dikkate alınmalıdır. Demokrasi zaten tam da burada başlar: Kendine benzeyeni seçmekte değil, kendinden farklı olanla birlikte yol yürüme cesaretinde.

Artık şunu kabul etmek zorundayız: Gençleri dışlayarak gençlik politikası yapılamaz. Gençleri etiketleyerek katılım artırılamaz. Gençleri kutuplaştırarak ortak gelecek kurulamaz. Belediyeler ve kent konseyleri gerçekten genç dostu olmak istiyorsa; süreçlerini şeffaflaştırmalı, seçim ve görevlendirmeleri açık hale getirmeli, bağımsız gençlerin de rahatça dahil olabildiği alanlar oluşturmalı, eleştirel sesleri tehdit değil imkân olarak görmelidir. Çünkü gençliğin olduğu yerde yalnızca enerji yoktur; yenilenme vardır, denetim vardır, vicdan vardır, geleceği kurma iradesi vardır.

Bugün ihtiyacımız olan şey, gençlere “sizi önemsiyoruz” demek değil; bunu yapısal olarak göstermektir. Karar alma mekanizmalarında gençlere gerçek koltuk ayırmaktır. Söz hakkını sembolik değil etkili hale getirmektir. Gençlik meclislerini tabelada değil işleyişte demokratikleştirmektir. Yerel yönetimlerin başarısı, kaç gençle fotoğraf verdiğiyle değil; kaç gencin kendini eşit, güvende ve etkili hissettiğiyle ölçülmelidir.

Ben 13 yıllık saha deneyimimle şuna inanıyorum: Bu ülkenin gençleri ayrıştırılmaktan yoruldu. Gençler artık kullanılmak değil, katılmak istiyor. Süs olmak değil, söz sahibi olmak istiyor. Hazır kalabalık olmak değil, kurucu özne olmak istiyor. Yerel demokrasi gençlere alan açtığı ölçüde güçlenecek. Kentlerimiz, gençleri vitrinde tutarak değil; karar masasına eşit biçimde oturtarak geleceğe hazırlanacak.

Çünkü gençleri dinleyenler günü kurtarır.
Gençlere yetki verenler ise geleceği kurar.

Muhittin ALP

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Gençler Siyasetten Değil, Biçiminden Uzaklaşıyor

HIZLI YORUM YAP

error: Content is protected !!